son haber | açılış sayfam yap | sık kullanılanlara ekle

Coin Comments

_  İYİ BİLİRİM
2  NENASIL RSS
7  İNTERNET MEDYASI RSS


MGK toplantısı sonrası 'İdlib' açıklaması

MGK toplantısının ardından yapılan açıklamada, 'İdlib çatışmasızlık bölgesine yönelik saldırıların durdurulması konusunda Rusya ile varılan mutabakatın önemine işaret edildi' ifadeleri yer aldı.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki MGK toplantısının ardından bildiri yayımlandı.

Bildiride İdlib mutabakatına dair vurgu yer alırken, "İdlib çatışmasızlık bölgesine yönelik saldırıların durdurulması konusunda Rusya Federasyonu ile varılan mutabakatın önemine işaret edilmiştir" denildi.

Bildirinin tam metni şöyle:

1. Ülkemizin güvenliğini ilgilendiren önemli iç ve dış gelişmeler bütün yönleriyle ele alınmış; başta FETÖ/PDY, PKK/PYD-YPG ve DEAŞ olmak üzere, millî birliğimizi tehdit eden tüm terör örgütlerine karşı yurt içinde ve yurt dışında icra edilen operasyonlar hakkında Kurul'a bilgi arz edilmiştir.

İstihbarat ve güvenlik kuruluşlarımızın yaptığı başarılı çalışmalar neticesinde yurt dışında yakalanan teröristlerin Yüce Türk Adaletine teslim edilmesi, Türkiye'nin bu konudaki kararlılığının tezahürü olarak değerlendirilmiş, bu tür operasyonların sürdürüleceği ifade edilmiştir.

2. Türkiye`nin, Suriye'de yıllardır süren insanlık dramına yenilerinin eklenmesini önlemek, muhtemel kayıpları asgariye indirmek ve barışa katkı sağlamak üzere yürüttüğü girişimlerin olumlu sonuçlarından memnuniyet duyulmuş; bu çerçevede İdlib çatışmasızlık bölgesine yönelik saldırıların durdurulması konusunda Rusya Federasyonu ile varılan mutabakatın önemine işaret edilmiştir."

Astana süreci doğrultusunda İdlib çatışmasızlık bölgesinde 12 gözlem noktası tesis eden ülkemizin, buradaki varlığını güvenli bir şekilde sürdürmesi konusunda alınan tedbirler gözden geçirilmiştir."

Cenevre ve Astana süreçlerinin yanı sıra Rusya Federasyonu ile Soçi'de varılan mutabakatın başarısı için ülkemizin samimi bir şekilde gayret göstermeye devam edeceği belirtilmiştir.

3. Münbiç'in terör örgütünden temizlenmesi için mutabık kalınan yol haritasının hassasiyetle uygulanmasını beklediğimizin altı çizilmiştir.

Güney sınırlarımız boyunca uzanan Suriye'nin diğer bölgelerinin de bir an önce terörden arındırılmasına yönelik faaliyetlerin artırılarak sürdürülmesi hususundaki kararlılık teyit edilmiştir."

4. Suriye krizinin çözümü konusunda, uluslararası toplum, siyasi ve insani sorumluluklarını daha hızlı ve etkin şekilde yerine getirmeye davet edilmiştir.

5. Ege ve Akdeniz'deki gelişmeler hakkında Kurul'a bilgi arz edilmiş, bu hususta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye`nin çıkarlarına yönelik girişimlere karşı ülkemizin hak ve menfaatlerinin tüm imkânlar kullanılarak korunacağı kararlılıkla tekrarlanmıştır".

 


ABD'de 24 saat içinde üçüncü silahlı saldırı

ABD'nin Harford bölgesinden bir ilaç firmasının dağıtım deposuna gerçekleştirilen silahlı saldırıda 3 kişi öldü, 2 kişi de yaralandı. ABD'de son 24 saat içerisindeki üçüncü silahlı saldırı olan olaya dair soruşturma sürüyor.

ABD'nin Maryland eyaletine bağlı Harford bölgesinde bir ilaç firmasının deposuna düzenlenen silahlı saldırıda 3 kişi hayatını kaybetti, 2 kişi de yaralandı. Saldırgan polis tarafından vurularak gözaltına alındı. Olayın ardından Harford bölgesi şerifinin resmi Twitter hesabından, "Spesutia Yolu ile Perryman Yolu arasındaki alanda bir silahlı saldırı olduğunu teyit edebiliriz. Çok sayıda kurban var" açıklamasında bulunuldu.

24 SAATTE ÜÇÜNCÜ SALDIRI

İlaç firması Rite Aid’in 100 işçinin çalıştığı dağıtım deposunda meydana gelen saldırının sebebi henüz belirlenemedi. Soruşturmanın sürdüğü saldırı son 24 saatte ABD’de gerçekleşen üçüncü saldırı oldu.

Bireysel silahlanmanın dünya rekoru kırdığı 300 milyon nüfusa sahip ABD’de 270 milyon silah bulunuyor.


İLGİLİ HABER
ABD'de bireysel silahlanma: Bir halk sağlığı sorunu

 


İş cinayeti: DSİ işçisi toprak altında kaldı

Isparta'nın Keçiborlu ilçesinde Devlet Su İşleri (DSİ) ekiplerinin çalışması sırasında toprak altında kalan Harun Alptekin, iş cinayeti sonucu yaşamını yitirdi.

Isparta'nın Keçiborlu ilçesine bağlı Çukurören köyünde içme suyu sağlamak amacıyla yapılan çalışmalarda Devlet Su İşleri (DSİ) işçisi Harun Alptekin, iş cinayeti sonucu yaşamını yitirdi.

DSİ 18. Bölge Müdürlüğü'ne bağlı iş makinesinin kazı yaptığı sırada göçük meydana gelmesi üzerine kazı alanında bulunan Harun Alptekin toprak altında kaldı.

Olayın gerçekleştiği yerde hayatını kaybeden 47 yaşındaki Alptekin cenazesi morga kaldırıldı.

 


Petrol fiyatlarının düşmesini isteyen Trump: Ortadoğu'yu biz koruyoruz

Petrol fiyatlarına ilişkin Twitter'dan açıklama yapan ABD Başkanı Trump, fiyatlardaki yükselişten OPEC ve Ortadoğu ülkelerini sorumlu tutarak, Ortadoğu ülkelerini ABD’nin 'koruduğunu' öne sürdü.

ABD Başkanı Donald Trump, Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nü (OPEC) hedef alırken, petrol fiyatlarının düşürülmesini istedi.

Petrol fiyatlarındaki yükselişten OPEC ve Ortadoğu ülkelerini sorumlu tutan Trump, Ortadoğu ülkelerini ABD’nin “koruduğunu” öne sürdü.

'ORTADOĞU'YU BİZ KORUYORUZ, PETROL FİYATLARI DÜŞMELİ'

OPEC’i daha önce de petrol fiyatlarını spekülatif bir biçimde arttırmakla suçlayan ABD Başkanı, "Biz Ortadoğu ülkelerini koruyoruz, biz olmasak uzun süre güvende olmazlar. Onlar ise daha yüksek petrol fiyatları için bastırmaya devam ediyor. Bunu hatırlayacağız. OPEC tekeli, fiyatları şimdi düşürmeli" ifadelerini kullandı.

Mayıs ayında İran’a yönelik yaptırımları yeniden gündeme alan ABD’nin kararı sonrası petrol fiyatları son yılların en yüksek seviyesini görmüştü. Rusya ve Suudi Arabistan ise İran petrol ihracatının azalmasını karşılamak için üretimi artırma kararı almıştı. Türkiye gibi enerjide önemli ölçüde dışa bağımlı ülkelerin İran yaptırımları sonrası ne yapacağı merak edilirken, kimi ülkeler artacak maliyetler sebebiyle karara karşı çıkıyor.

Uzmanlar, OPEC'in üretimi kapasitesini arttırmaya yönelik planlı bir girişimi olmadığı müddetçe Trump’ın “ricaları” ile petrol fiyatlarındaki artışın durdurulması zor olduğunu düşünüyor. En büyük sorunlarından biri dış ticaret açığı olan ABD’nin ise petrol fiyatlarındaki artış ile büyümesini nominal olarak beslediği görülüyor.

İLGİLİ HABER
Trump ABD müttefikleri için İran petrolünü ikame edecek petrol arıyor

İLGİLİ HABER
Trump istedi petrol fiyatları geriledi

 

 


Zaharova: İdlib anlaşmasıyla teröristler ayırt edilecek

Geçtiğimiz gün Türkiye ve Rusya arasında imzalanan İdlib'de çatışmasız bölgeler oluşturulmasına yönelik mutabakatı değerlendiren Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, 'bölgede teröristlerin ayırt edileceğini' belirtti. Zaharova, uzlaşının İdlib'de 'kimyasal saldırı mizanseni hazırlığında olanlar' üzerinde de etkili olmasını beklediklerini açıkladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Soçi’deki görüşmesinin ardından varılan İdlib mutakabatına ilişkin konuşan Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, uzlaşının “bölgenin geleceği için etkili olacağını” belirtti.

'KİMYASAL SALDIRI MİZANSENİNE SON VERMESİNİ UMUYORUZ'

St.Petersburg’da düzenlediği haftalık basın toplantısında konuşan Zaharova, "Bu anlaşmanın, İdlib'de bulunan ılımlı muhalefet birliklerini teröristlerden ayırmaya yardımcı olmasının yanında, hazırladıkları kimyasal saldırı mizanseni sayesinde ABD başkanlığındaki koalisyonunun yeni füze saldırısını haklı çıkarma niyetinde olan provokatörler üzerinde ayıltıcı etki olmasını umuyoruz" ifadelerini kullandı.

Suriye’de düşürülen Rus İl-20 uçağı konusunda kısa bir süre sonra yeni verilerin açıklanacağı bilgisini paylaşan Zaharova, bunların İsrail’in bu olaya karışmasıyla ilgili soruların cevabını tam olarak vereceğini kaydetti. Zaharova, İsrail uçaklarının Suriye füzelerinden korunmak için Rus uçağının arkasına saklandığını belirtti.

ABD liderliğindeki IŞİD karşıtı koalisyonun sözcüsü Sean Ryan ise dün yaptığı açıklama ile Türkiye ve Rusya'nın İdlib anlaşmasını destekleyeceklerini açıklamıştı.

İLGİLİ HABER
ABD'den İdlib anlaşması açıklaması

İLGİLİ HABER
Erdoğan-Putin görüşmesinin ardından: İdlib'de ne oluyor?


MHP'den İzmir ve Ankara ittifakına ilişkin açıklama

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yerel seçimlerde İstanbul'da aday çıkarmayacaklarını resmen duyururken, İzmir ve Ankara'ya ilişkin de açıklama geldi.

Yerel seçim öncesi AKP-MHP ittifakının ayrıntıları netleşiyor.

MHP Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, yerel seçimlerde belirlenen 4 ana ilke üzerinden Ankara ve İzmir'de Cumhur ittifakı doğrultusunda aday çıkarıp çıkarmama konusunda çalışmaların sürdüğünü söyledi. 

Özdemir, "Yerel seçimlerde 4 ana ilke üzerinden büyükşehirler ile Cumhur İttifakı ile yönetilmeli. Bu aşamada bunu sürdürmek istiyoruz. Kayyum atanan belediyelerde de millet iradesini yansıtmak istiyoruz. MHP olarak yerel seçimlerle ilgili her türlü hazırlığımız var. Genel Başkanımızın açıkladığı gibi yerel seçimlerde İstanbul'da aday çıkartmayacağız. Ankara ve İzmir'de ise çalışmalar var. Türkiye'yi karanlık tabloya sürüklemeye çalışanlara karşı Cumhur İttifakı yerelde de sürecektir. Bildiğiniz gibi şu anda 102 belediye kayyum ile yönetiliyor'' ifadelerini kullandı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de ittifak konusunda açıklamada bulunmuş, İstanbul'da aday çıkarmayacaklarını açıklamıştı.

İLGİLİ HABER
Devlet Bahçeli'den yerel seçim açıklaması

 


Tahliye edilen Berberoğlu'ndan ilk açıklama

MİT TIR'ları davası kapsamında tutuklu bulunan CHP milletvekili Enis Berberoğlu, tahliyesinin ardından ilk açıklamasını yaparken, CHP lideri Kılıçdaroğlu yorumda bulunmadı. Bülent Tezcan ise Yargıtay'ın kararı onayladığına dikkat çekerek cezaevi yolunun açık bırakıldığını belirtti.

Yargıtay kararıyla tahliye CHP milletvekili Enis Berberoğlu, cezaevi çıkışı yaptığı ilk açıklamasında, “Takdir edersiniz ki yaşadığım 16 ay üzerinde düşünülecek Türkiye'nin de karar vermesini gerektiren bir süreç. Beni mazur görün birkaç gün aileme ve partime danışayım. Bundan sonraki hareket tarzımı anlayayım. İlginize çok teşekkür ederim, özellikle eski meslektaşlarım beni hiç yalnız bırakmadınız. Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar” ifadelerini kullandı.

'YARGITAY CEZAEVİ YOLUNU AÇIK BIRAKTI'

CHP’den Yargıtay’ın Enis Berberoğlu'nun tahliye edilmesi kararına ilişkin ilk değerlendirmeler de gelmeye başlandı. CHP lideri Kılıçdaroğlu, "Bu akşam kendisi ile buluşacağım, kucaklaşacağım. Ama kararı, kendisini görmediğim için bugünden, şu anda yorum yapmayı doğru bulmuyorum" dedi.

Kararın gecikmiş olduğunu belirten CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek ise, "Tek sevindiğimiz nokta, bu akşam ailesiyle birlikte olacağı" ifadelerini kullandı.

CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, Yargıtay'ın “yeniden milletvekili seçilme nedeniyle yargılamayı durdurma” kararı yerine cezayı onadığına dikkat çekti. “Yargıtay’da kesinleşen hüküm” gerekçesiyle Berberoğlu’nun dokunulmazlığının TBMM Genel Kurulu’nda kaldırılabileceğini belirten Tezcan, böylece yeniden cezaevi yolunun açık bırakıldığını söyledi.

Yargıtay, Enis Berberoğlu'na, MİT tırları görüntülerini Can Dündar'a ilettiği iddiasıyla verilen 5 yıl 10 ay hapis cezasını onaylamış ve milletvekilliği sona erinceye kadar Berberoğlu'nun cezasının infazının durdurulması ile tahliye edilmesine karar vermişti.

İLGİLİ HABER
Yargıtay'dan Enis Berberoğlu hakkında tahliye kararı

 

 


AB zirvesi gergin başladı: 'İlerleme kaydedilemedi'

Salzburg'da bugün başlayan 'gayriresmi' Avrupa Birliği (AB) zirvesinin ana gündemlerini sığınmacı konusu ve Brexit oluşturuyor. İngiltere'nin AB ile anlaşmaya varma sürecinde daha 'esnek' davranması beklenen zirvede, sığınmacı konusunun AB içinde çözümü yeniden gündemde.

Avrupa Birliği (AB) liderlerinin bir araya geldiği iki gün sürecek zirve bugün Avusturya'nın Salzburg kentinde başladı. Sığınmacı başlığının ana gündemi oluşturduğu toplantının başlıkları arasında Brexit ve AB'nin sınır koruma teşkilatı Frontex'in genişletilmesi de yer alıyor.

İLK GÜNDEN UZLAŞI ÇIKMADI

Dün akşam düzenlenen akşam yemeği ile başlayan “gayriresmi” zirveye ilişkin ilk açıklamayı yapan AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, yemekte bir ilerleme kaydedilemediğini belirterek, “Bu yılın sonuna kadar AB dış sınırlarının korunması konusunda uzlaşı sağlanacağını düşünüyorum" dedi.

'BREXİT'TE MÜZAKEREYE AÇIK TEK PLANIMIZ VAR'

İngiltere’nin AB’den ayrılma süreci üzerine devam eden müzakereleri değerlendiren İngiltere Başbakanı Theresa May, ülkesinin Brexit stratejisini belirleyen Chequers planını AB liderlerine sundu. Sürecin “karşılıklığını” vurgulayarak AB’nin de benzer adımları atması gerektiğini dile getiren May, "Bu plan, uygulaması mümkün olan, müzakereye açık, Kuzey İrlanda ile katı sınırlar içermeyen ve İngiliz halkının iradesini temsil eden tek plan” ifadelerini kullandı.

İLGİLİ HABER
Brexit sonrası İrlanda sınırı boş kalabilir

İngiltere ile devam eden Brexit müzakerelerinde henüz bir sonuç alınamadı. Ekim ayında anlaşmaya varılması beklenen plan ertelenirken, tarafların uzlaşamaması durumda Brexit kararı İngiltere’de 2019 yılının Mart ayında aynen yürürlüğe girecek.

İLGİLİ HABER
AB Brexit müzakerecisi: Kasım'da anlaşmaya varılabilir

AB İÇİ ÇÖZÜM YİNE GÜNDEMDE

Geçtiğimiz aylarda da toplanan AB liderleri sığınmacı sorunu konusunda “Avrupa içi” bir çözümde uzlaşamamıştı. Irkçı açıklamalarıyla bilinen Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Avrupa içi çözüme kapıları tekrar kapatırken, kimi üye ülkelerin bu görüşü savunması nedeniyle AB içi göçmen paylaşımının programda yer almaya devam edeceğini söylendi. Mısır'ın sığınmacı konusuna ilişkin AB ile görüşmeye hazır olduğunu ifade eden Kurz, bunun "değerlendirilmesi gereken, önemli bir gelişme" olduğunu dile getirdi.

AB'nin daha fazla göç almasını istemeyen Avusturya, Fransa, İtalya gibi ülkeler, bu düzenlemenin yeniden gözden geçirilmesini istiyor ve göçmenlerin AB ülkeleri arasında pay edilmesini öngören "kota fikrine" karşı çıkıyor.

AFRİKA'YA 'ÖNLEYİCİ' YARDIM

Konuya bir çözümün Afrika'da yatırım yapmak olabileceğine değinen AB Dış ilişkiler Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, üye ülkelerin “Afrika’ya maddi yardımda bulunması” gerektiğini savundu. ABD Başkanı Donald Trump’ın, İspanya Dışişleri Bakanı Josep Borrell’un bugün aktardığı gelişmeye göre, Afrika’dan göçmenlerin gelişini önlemek için Sahra Çölü’ne duvar örmeyi önerdiği ortaya çıkmıştı.

İLGİLİ HABER
Trump, İspanya’ya Sahra Çölü’ne duvar örmeyi önerdi

İLGİLİ HABER
AB zirvesinin ilk gününe sığınmacı krizi damga vurdu

 


Kabataş Erkek Lisesi'nde yangın

Beşiktaş'ta bulunan Kabataş Erkek Lisesi'nde meydana gelen yangın, kentin diğer yakasında da görülebilirken, can kaybı ve yaralanmaya sebep olmadan kontrol altına alındı.

Beşiktaş’ta Kabataş Erkek Lisesi’nin bahçesindeki sinema salonunda 16.20’de yangın meydana geldi. Üç katlı bir sinema salonu olarak kullanılan Feriye Saray’ın müştemilatında başlayan yangın kısa sürede kontrol altına alındı. Yangında herhangi bir can kaybı veya yaralanma durumu yaşanmazken, maddi hasar meydana geldi.

İtfaiye ekiplerinin yangına müdahalesi için Çırağan Caddesi trafiğe kapatılırken, yangının tadilat sırasında çıktığı belirtildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden yangınla ilgili açıklama yapıldı. Açıklamada "Kabataş Erkek Lisesi'nin bahçesinde tadilat halindeki 3 katlı sinema salonunun çatısında yangın çıktı. Yangına Beşiktaş, Beyoğlu ve İstinye itfaiyeleri müdahale ediyor. Olay yerine Kadıköy itfaiye ekipleri de sevk edildi. Yangın kontrol altına alındı." denildi. Yangın nedeniyle okul ve öğrenciler açısından risk bulunmadığı da bildirildi.

Ortaköy’de çıkan yangının İstanbul’un Asya tarafından da görülebildiği aktarıldı.


Rekabet Kurulu'ndan Google'a 93 milyon lira para cezası

Rekabet Kurulu, Google'a 93 milyon lira para cezası verdi. Cezanın, 'hâkim durumun kötüye kullanılması' gerekçesiyle verildiği açıklandı.

Rekabet Kurulu, Google LLC, Google International LLC ve Google Reklamcılık ve Pazarlama Ltd. Şti.’ye yönelik soruşturmanın tamamlandığını açıkladı. Rekabet Kurulu, 93 milyon lira idari para cezası kesilmesine karar verildiğini duyurdu. Cezanın, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un “Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması” maddesi kapsamında verildiği belirtti.

Rekabet Kurulu’ndan yapılan açıklama şöyle:

“Google LLC, Google International LLC ve Google Reklamcılık ve Pazarlama Ltd. Şti.’den oluşan ekonomik bütünlüğün mobil işletim sistemi ve mobil uygulama ve hizmetlerin sunumuna ilişkin davranışlarının ve anılan ekonomik bütünlük ile cihaz üreticileri arasında imzalanan sözleşmelerin 4054 sayılı Kanun’u ihlal edip etmediğinin tespitine yönelik olarak yürütülen soruşturma tamamlandı.

Rekabet Kurulunca dosyanın müzakeresi sonucunda; Google LLC, Google International LLC ve Google Reklamcılık ve Pazarlama Ltd. Şti.’den oluşan ekonomik bütünlüğün 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesini ihlal ettiğine, dolayısıyla aynı Kanun’un 16. maddesi uyarınca adı geçen şirketlere idari para cezası verilmesine karar verildi.” 


Yeni Ekonomi Programı'yla ilgili TÜSİAD'dan açıklama

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından bugün açıklanan Yeni Ekonomi Programı, sermaye sınıfı temsilcileri tarafından övülürken; patronları kulübü TÜSİAD'dan da bir açıklama geldi. TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik, 'Bu programın başarısı doğrultusunda seferber olacağız' dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından bugün açıklanan Yeni Ekonomik Programı, sermaye sınıfı temsilcileri tarafından övülürken; patronları kulübü TÜSİAD'dan da bir açıklama geldi. TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik, 'Bu programın başarısı doğrultusunda seferber olacağız' dedi. 

İLGİLİ HABER
Patronlar bugün açıklanan 'emeğe saldırı programı'ndan memnun

TÜSİAD: YENİ PROGRAM GERÇEKÇİ HEDEFLER İÇERİYOR

Erol Bilecik'in açıklaması şöyle: 

"Bugün Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından açıklanan Yeni Ekonomik Program gerçekçi hedefler içermektedir. Özellikle ciddi tasarruf tedbirleri, mali disiplinin devamı, kayıt dışı ekonomi ile mücadele, vergi politikaları, yüksek katma değerli üretimin desteklenmesi ve cari açığın azaltılması yönündeki kararlılığı memnuniyetle karşılıyoruz. Programın uygulanmasının yakından takibinin yapılmasını ve somut sonuçlara hızla ulaşılmasını temenni ediyoruz.

Programda da bahsi geçtiği üzere, önümüzdeki dönemin önceliği, finansal sistemimizin istikrarının teminidir. Bankalarımızın sağlıklı yapısının korunması için yeniden yapılandırma mekanizmaları dahil olmak üzere, tüm gerekli tedbirlerin alınması önem kazanmıştır. Reel sektörün üretim, istihdam ve büyümeye katkısının devamı için güçlü bir finansal sistemin devamlılığı elzemdir.

Ayrıca eşzamanlı olarak:

  • Mevcut sıkı para politikası ve enflasyon ile mücadelenin devamı,
  • Sorunlara özellikle serbest piyasa ekonomisi çerçevesinde yaklaşılması,
  • Yatırım ortamı için de önemli olan hukuk devleti ve özgürlüklerin en ileri demokrasiler düzeyinde geliştirilmesi,
  • Ve Avrupa Birliği ile entegrasyon sürecinde Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ile ilerlenmesi son derece önemlidir.

İş dünyası olarak bu hedefler ve Yeni Ekonomik Program’ın başarısı doğrultusunda seferber olmaya devam edeceğiz."

İLGİLİ HABER
Yeni Ekonomi Programı açıklandı: Emekçilere saldırı paketi geliyor


Çin'in inşaat şirketi pek çok ülkede yolsuzlukla suçlanıyor

Devlet tarafından işletilen ve 'Bir Kuşak, Bir Yol' kapsamında birçok ülkede proje yürüten Çinli inşaat şirketi CCCC hakkında yolsuzluk iddiaları ortaya çıkmaya devam ediyor. Malezya, Bangladeş, Avustralya ve Kenya'da şirkete ilişkin soruşturma yürütülüyor. Şirketin Sri Lanka'da bulunan liman projesine ise sendikaların ve çevre örgütlerinin büyük tepki gösterdiği aktarılıyor.

Çinli inşaat şirketi CCCC'nin adı birçok ülkede yolsuzlukla anılıyor.

Devlet tarafından işletilen ve 100'den fazla ülkede bulunan 700 projesinin toplam değeri 100 milyar doları aşan CCCC, Çin'in “Bir Kuşak Bir Yol” projesinin en büyük taahhüt şirketi konumunda.

Pek çok ülkede adı yolsuzlukla anılan CCCC, 2009 yılında Filipinler'deki karayol ihalesinde usulsüzlük iddiaları nedeniyle Dünya Bankası tarafından kara listeye alınmıştı. Bu yıl Malezya, yolsuzluk şüphesi nedeniyle iki demiryolu projesini durdururken Avustralya'da hükümet, çocuk hastanesi inşasında ihmalkârlık nedeniyle şirkete soruşturma açtı.

Şirketin Kenya'da demiryolu işçilerine karşı uyguladığı baskılar ve kötü muamele bilinirken, Bangladeş'te de yolsuzluğa karıştığına ilişkin iddialar bulunuyor.

Bloomberg'e konuşan şirket başkanı Liu Qitao, yolsuzluk iddialarının genellikle hükümet değişikliği yaşayan ülkelerde ortaya çıktığını belirterek CCCC'nin yerel yasalara ve çevre yönetmeliklerine aykırı bir faaliyette bulunmadığını savundu. Qitao, “Yolsuzluk girişimlerine izin vermemiz mümkün değil, çünkü yolsuzluk, şirketin sürdürülebilir büyüme sağlamasını engeller” ifadesini kullandı.

2000'li yılların sonuna doğru Güneydoğu Asya ve Afrika'da faaliyet yürütmeye başlayan CCCC, Dünya Bankası'nın 2009 yılında Filipinler'deki usulsüzlük iddialarına ilişkin soruşturması sonucu sekiz yıllık bir mahrumiyet cezası almıştı.

Dünya Bankası yaptırımlarının yürürlüğe girdiği yıl, CCCC'nin Ekvator Ginesi Başkanı'nın oğluna 19 milyon dolar rüşvet verdiği iddiaları ortaya çıkmıştı. Başkanın oğlu, iddialar sonucunda 30 milyon dolar bağışta bulunmuştu.

İLGİLİ HABER
Bir tuhaf 'devlet' adamı: Her ülkede parasına el konuluyor, o yine de vazgeçmiyor

CCCC'nin şu anda Sri Lanka'da bulunan Colombo Limanı projesi ise ülkede bulunan çevreciler, sendikalar ve kitle örgütleri tarafından tepkiyle karşılanıyor. Projenin büyük bir çevre tahribatına yol açacağı belirtiliyor.


Yargıtay'dan Enis Berberoğlu hakkında tahliye kararı

Yargıtay, Enis Berberoğlu'nun milletvekilliği sona erinceye kadar cezasının infazının durdurulmasına ve tahliye edilmesine karar verdi.

Yargıtay, Enis Berberoğlu'na, MİT tırları görüntülerini Can Dündar'a ilettiği iddiasıyla verilen 5 yıl 10 ay hapis cezasını onadı.

Yargıtay, milletvekilliği sona erinceye kadar Enis Berberoğlu'nun cezasının infazının durdurulmasına ve tahliye edilmesine karar verdi.


Simit bile ithalata bağımlı: İstanbul'da zamlandı

Türkiye'nin buğday ithalatındaki artış, simide de yansıdı. Buğday ithalatının faturasının 1 milyar doların üzerinde olması ve un ihracat gelirine yaklaşması, halkın simidini vurdu. İstanbul Simitçiler Odası'nın aldığı kararla simit fiyatı 1 buçuk liradan 1 lira 75 kuruşa yükseltildi. Yeni fiyat tarifesi tüm simitçi esnafına gönderildi.

Türkiye'nin buğday ithalatındaki artış, simide de yansıdı. Buğday ithalatının faturasının 1 milyar doların üzerinde olması ve un ihracat gelirine yaklaşması, halkın simidini vurdu. İstanbul Simitçiler Odası'nın aldığı kararla simit fiyatı 1 buçuk liradan 1 lira 75 kuruşa yükseltildi. Yeni fiyat tarifesi tüm simitçi esnafına gönderildi.

İstanbul’da simit fiyatı 25 kuruş zamlanarak 1.75 lira oldu.

İstanbul Simitçiler Odası Başkanı Ali Yücel, döviz kurlarında yaşanan hareketliliğin ham madde maliyetlerinin yükselmesine neden olduğunu belirtti. Yücel, "Mecburen zammı yansıtmak zorunda kaldık" dedi.

İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İSTESOB) Başkanı Faik Yılmaz, İstanbul Simitçiler Odası'nın, simit, açma ve poğaçaya zam talebine kısmen onay verdiklerini söyledi.

Yılmaz, "Odanın, fiyatlarda artışa gidilmesi yönünde talebi oldu. Biz de, kalem kalem maliyetleri inceledik. Yaptığımız değerlendirme sonrası zam taleplerini kısmen karşıladık. Oda'nın zam talebi yüzde 50 seviyesindeydi. Biz bu oranı düşürdük. 1.5 liraya satılan simit 1.75 liraya satılacak" dedi.

İLGİLİ HABER
Un ihracatına neden sınırlama getirildi?

İLGİLİ HABER
65 fabrika un üretimini durdurdu

İLGİLİ HABER
95 liraya satılan bir çuval un 175 lira oldu


Irak-Suriye'de TSK varlığını 1 yıl daha uzatacak tezkere meclise sunuldu

Irak ve Suriye'de Türk askeri varlığını 1 yıl uzatan Cumhurbaşkanlığı tezkeresi, TBMM Başkanlığı'na sunuldu.

Irak ve Suriye'ye sınır ötesi operasyon konusunda hükümete verilen yetkinin bir yıl daha uzatılmasına ilişkin tezkere Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın imzası ile TBMM'ye sunuldu.

?Tezkerenin 1 Ekim'de başlayacak yeni yasama yılında TBMM Genel Kurulu'nda görüşülmesi bekleniyor.

Tezkerenin içeriği şöyle:


Trump, İspanya’ya Sahra Çölü’ne duvar örmeyi önerdi

ABD Başkanı Donald Trump’ın İspanya Dışişleri Bakanı Josep Borrell’a Afrika’dan göçmenlerin gelişini önlemek için Sahra Çölü’ne duvar örmeyi önerdiği ortaya çıktı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın İspanya’ya Afrika’dan göçmen akışını kesmek için Sahra Çölü’ne duvar örülmesini önerdiği ortaya çıktı.

İspanyol gazetelerinden El Pais ve Europa Press’te yayımlanan haberlere göre, İspanya Dışişleri Bakanı Josep Borrell önceki gün Madrid’de basınla buluştuğu bir öğle yemeğinde Trump’ın bu önerisini hatırlattı.

Borrell Trump’ın kendisine göçmen sorununu çözmek için “Sahra’ya bir duvar örün” dediğini söyledi.

İspanya Dışişleri Bakanı, Trump’ın Kuzey Afrika ve Akdeniz’deki göçmen sorununu Meksika-ABD sınırındakiyle karşılaştırdığını belirtti.

Trump’ın 2016’daki seçim vaatlerinden biri de göçmenlerin ABD’ye girişine engel olmak için Meksika sınırına bir duvar örerek parasını Meksika hükümetinden almaktı.

Borrell sözkonusu görüşmede Meksika sınırına duvar örülmesini desteklemediğini belirttiğini ve İspanyol diplomatların da Trump’a Meksika sınırı ile Sahra Çölü’nün ölçek olarak karşılaştırılamayacağını söylediğini dile getirdi. Borrell’in aktardığına göre, Trump buna karşı çıkarak “Sahra sınırı bizim Meksika ile sınırımızdan daha büyük olamaz” dedi.

ABD ile Meksika arasındaki sınır yaklaşık 3 bin 100 kilometre. Boydan boya Sahra Çölü’yse yaklaşık 4 bin 830 kilometre.

Ancak Trump'ın İspanya'nın Kuzey Afrika’daki toprakları olan Ceuta ve Melilla'ya girmeye çalışan göçmenlere engel olmak için önerdiği duvarla ilgili bir problem daha var: Böyle bir duvarın Cezayir, Çad, Mısır, Eritre, Libya, Mali, Moritanya, Fas, Nijer, Sudan ve Tunus toprakları boyunca uzanması gerekiyor.

İspanya Dışişleri Bakanı Borrell, Haziran ayında Beyaz Saray ziyaretinde İspanya Kralı 6. Felipe ile Kraliçe Letizia’ya eşlik etmişti. Trump’ın bu ziyarette dile getirdiği önerinin “latife” mi olduğuna dairse bir açıklama şimdilik yok.


OECD Türkiye için 2019 büyüme beklentisini 0,5'e düşürdü

OECD, Türkiye için 2019 yılı büyüme beklentisini %4,9'dan %0,5'e düşürdü.

OECD, Türkiye için 2018 yılı büyüme beklentisini %5,1'den %3,2'ye, 2019 yılı büyüme beklentisini %4,9'dan %0,5'e indirdi.

YEP’te 2018 yılı büyüme beklentisi yüzde 3,8, 2019 büyüme beklentisi ise yüzde 2,3 olarak yer alıyordu.

YEP BEKLENTİSİNE GÖRE 2019'UN İKİNCİ YARISINDA 'TOPARLANMA' OLACAK

2018’in ilk yarısındaki GSYH artış gerçekleşmesi ile üçüncü çeyrekte öncü göstergelerden hareketle yüzde 2-3 büyüme beklentisi göz önüne alındığında, son çeyrekte ise yüzde 1 civarında daralma beklendiği görülüyor.

2019 yılı tahmini yüzde 2,3 de yılın ilk iki çeyreğinde daralma öngörüldüğü, ikinci yarıda toparlanma beklendiğini ortaya koyuyor. 

İLGİLİ HABER
Yeni Ekonomi Programı açıklandı: Emekçilere saldırı paketi geliyor

KÜRESEL BÜYÜME BEKLENTİSİ DE DÜŞTÜ

OECD, 2018 yılı küresel büyüme beklentisini %3,8'den %3,7'ye, 2019 yılı global büyüme beklentisini %3,9'dan %3,7'ye, 2018 yılı G20 büyüme beklentisini %4,0'ten %3,9'a, 2019 yılı G20 büyüme beklentisini %4,1'den %3,8'e indirdi

OECD, Avro Bölgesi 2018 büyüme beklentisini %2,2'den %2,0'ye, 2019 beklentisini %2,1'den %1,9'a, İngiltere 2018 büyüme beklentisini %1,4'ten %1,3'e, 2019 beklentisini %1,3'ten %1,2'ye indirdi. ABD 2018 büyüme beklentisini %2,9 olarak korudu, 2019'u ise %2,8'den %2,7'ye indirdi.


Bloomberg: Volkswagen İran'dan çekiliyor

ABD'li medya kuruluşu Bloomberg, Volkswagen'in İran pazarından çekileceği duyurdu. Volkswagen, henüz konuyla ilgili açıklama yapmadı.

ABD medyası, Volkswagen'in İran pazarından çekileceğini duyurdu. Bloomberg'e göre ABD Başkanı Donald Trump, şirketi İran'dan çıkmaya ikna etti.

Volkswagen henüz iddiayla ilgili açıklamada bulunmazken, şirketin İran pazarına girmesinin üzerinden yalnızca bir yıl geçtiği bildiriliyor.

Habere göre şirket İran'daki bütün faaliyetine son verecek. Volkswagen, yalnızca "insani sebeplerle" İran'la ilişki kuracak.

Şirketin İran'daki faaliyetinin büyük ölçekli olmadığı belirtiliyor. Ancak Alman şirketin İran'dan çekilmeyi kabul etmesi, Trump yönetimi için zafer anlamına gelecek.

Avrupa Birliği ülkeleri, Trump'ın yaptırımları geri getirmesine ekonomik sebeplerle karşı çıkmış, AB şirketlerinin İran'da iş yapabilmesi için yaptırımları aşacak bir formül bulmaya çalışmıştı.

Buna karşın yaptırımlar henüz uygulanmaya konmadan Avrupalı şirketler İran'dan ayrılmaya başladı.

İLGİLİ HABER
Fransız devi Total, İran'dan resmen çekildi


Patronlar bugün açıklanan 'emeğe saldırı programı'ndan memnun

Sermaye sınıfının temsilcileri bugün açıklanan 'Yeni Ekonomi Programı'nın gerçekçi olduğunu belirterek, nitelikli ve sürdürülebilir bir büyümenin yanı sıra finansal istikrarın yeniden tesis edilmesinin sağlanacağını savundular.

Sermaye sınıfının temsilcileri yaptıkları açıklamalarla Yeni Ekonomi Programını (YEP) değerlendirdi.

İş dünyasının tanınmış patronları, yeni programın gerçekçi olduğu üzerinde fikir birliğine varırken, Türkiye'nin hedeflerine ulaşması için kilit önemde olacağına vurgu yaptılar.

İLGİLİ HABER
Yeni Ekonomi Programı açıklandı: Emekçilere saldırı paketi geliyor

İŞTE PATRONLARIN ÖVGÜLERİ

Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı İsmail Gülle, programdaki hedeflerin son derece gerçekçi belirlenmiş olduğunu söyleyerek, “İhracata vurgu yapılmasından son derece büyük mutluluk duyduk. İç talebimizde bir yavaşlama var. Bunu ikinci çeyrek büyüme  rakamlarımızda görmeye başladık. Önümüzdeki aylarda da bu süreç devam  edecek. Ancak bu dönemden çıkışımızın kilidi daha çok ihracat yapmak. 2018 yılında net ihracat büyümeye ciddi bir pozitif katkı verecek. Gelecek yıl da bu devam edecek. 2019 yılında ekonomik büyüme  beklentisinin yüzde 2.3'e gerilemesi her ne kadar alıştığımız bir durum  olmasa da  bu büyümenin net ihracatın pozitif katkısı ile  gerçekleşecek olmasından memnunuz” dedi.

Dış Ekonomik Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, şunları söyledi:

"İstikrarı güçlendirmek için dengeli büyüyen, kademeli ve uzun vadeli bir perspektifi hedefleyen, güçlü, ayakları yere basan, gerçekçi bir program açıklandı. Program kısa günün kârı anlayışı yerine uzun vadeli hedeflere ve uzun vadeli istikrara bırakan tüm ekonomi anlayışına yeni bir soluk getiriyor. Açıklanan hedeflerin somut, şeffaf, uygulanabilir ve hızlı adımlarla hayata geçirileceğine inanıyoruz. Böylelikle Türkiye ve dünyada iş çevrelerinin Türkiye ekonomisine güvenini hızla tekrar tesis edeceğine şüphemiz yok." 

Kibar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kibar programı olumlu bulduğunu belirterek, detayların çalışılmış olduğunun aşikar olduğunu söyledi. Kibar, "Önümüzdeki süreçte devletin gelir artırıcı vergilerinin yanı sıra kaynakların hedef amaçlı kullanılacağı ve özellikle kamu disiplini anlamında da çalışmalar yapılacağına işaret ediyor. Enflasyonun düşürülmesi, büyümenin arttırılması ve istihdam anlamında bu içinden geçtiğimiz ekonomik dalgalanma sürecinde çıkışı sağlayacak biçimde dizayn edilmiş" şeklinde konuştu.

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, "YEP, Türkiye'yi 2023'e hazırlayacak gerçekçi bir ufuk çizdi. Dengelenme, disiplin ve değişim kurgusu üzerine oturtulan YEP’i ekonominin yeni anayasası olarak görüyoruz. Ekonominin tüm aktörlerinin bu anayasaya sadakatle uyacağından şüphemiz yok” ifadelerini kullandı.

Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, yeni dönemi dengelenme, disiplin ve değişimi içeren 3D olarak yorumlayarak, "Türkiye üretim ekonomisine dönüşecek" açıklaması yaptı. 

İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, "Ekonomide üç yıllık yol haritası özelliğine sahip Yeni Ekonomi Programı, nitelikli ve sürdürülebilir bir ekonomik büyüme için sabır ve kararlılığı, öncelikli olarak ise finansal istikrarın yeniden tesis edilmesini öngörüyor. Programda, reel sektör için her zaman önemini vurguladığımız Kalkınma Bankası'nın da önemsenmesini anlamlı buluyoruz. Bu programın hızlı karar alma eşliğinde etkili bir şekilde uygulanarak başta sanayi sektörümüz olmak üzere tüm kesimler için belirsizliği gidererek üretim çarkımıza ivme kazandırmasını diliyorum" dedi.


Economist: Zengin ülkelerde düşük işsizliğe rağmen reel ücretler artmıyor

OECD ülkelerinde 2007 sonrasında reel ücret artışını inceleyen Economist, işsizliğin düşüklüğüne rağmen reel ücretlerde artış yaşanmadığını belirtti.

2008 krizi sonrasında Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ülkelerinde reel ücret artışını inceleyen Economist, kriz öncesindeki on yılda reel ücret artışının yüzde 27 olduğunu aktardı.

Kriz sonrasındaki on yıldaysa artışın yalnızca yüzde 8,4 olduğunu belirten Economist, 2008 sonrası yüzde 30'un üzerinde reel ücret artışı yaşayan tek ülkenin Litvanya olduğunu, Yunanistan'daysa reel ücretlerin yüzde 20 düştüğünü vurguladı.

Yunanistan'ın hala borçlarını ödeyemediğine işaret edilen yazıda, İngiltere'nin OECD ülkeleri içerisinde en kötü ekonomik performansa sahip ülkeler arasında bulunduğu, yüzde 4 işsizlik oranına rağmen reel ücretlerin on yılda yalnızca yüzde 2,9 yükseldiği belirtildi.

Economist, Almanya ve ABD'de de düşük işsizliğin reel ücretlerde artışa yol açmadığını bildirdi.

OECD SİTESİNDE TÜRKİYE VERİLERİ YOK

OECD'nin internet sitesinde Türkiye'ye ait reel ücret verileri bulunmuyor.

Economist haberinde de OECD ülkelerinin reel ücretlerinin karşılaştırılmasında Türkiye'nin bulunmaması dikkat çekiyor.

OECD'nin verileri neden sitesinden kaldırdığı bilinmiyor.

Reel ücretlerde 10 yıldaki değişimin ülkelere göre grafiği:

(Sırasıyla; Litvanya, Polonya, Şili, Estonya, Almanya, Kanada, Fransa, Danimarka, Yeni Zelanda, İsrail, İspanya, Finlandiya, Japonya, İngiltere, Meksika, Yunanistan)


Litvanya'da orak çekiç amblemli tişörtün satışına yasak

ABD'li mağaza zinciri Walmart, Litvanya Dışişleri Bakanlığı'nın itirazı sonucunda Sovyetler Birliği amblemli tişörtün ülkede satışını durdurdu.

ABD'li mağaza zinciri Walmart, Litvanya Dışişleri Bakanlığı'nın itirazı sonucunda üstünde orak çekiç amblemi bulunan tişörtün ülkede satışını durdurdu.

Litvanya'nın ABD büyükelçisi Rolandas Krisciunas, bu ayın başında şirkete bir mektup yazarak tişörtün satışının durdurulmasını istemişti.

Litvanya'da komünist simgelerin yasak olduğu biliniyor. Litvanya Dışişleri Bakanı Linas Linkevicius, orak çekiç amblemli tişört satmanın “Nazi sembollü tişört satmakla aynı şey” olduğunu savundu.

Bakanlık, salı günü yaptığı açıklamada Walmart'ın ürünü artık satmayacağını belirtti. Walmart da ürünü internet sitesinden kaldırdı.

Estonya ve Letonya gibi Baltık ülkelerinden sağcı siyasetçiler, Litvanya'nın ürünün kaldırılması çağrısına destek verdi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise imalı bir Twitter paylaşımında “Linkevicius'u tişört gibi önemli bir konuda zafer kazandığı için kutluyoruz” tepkisinde bulundu. Paylaşımın devamında Linkevicius'un Avrupa'da bulunan Sovyetler Birliği anıtlarını koruma konusunda da aynı kararlılığı göstermesinin beklendiği ifade edildi.

Litvanya, 1990 yılında Sovyetler Birliği'nden ayrılan ilk ülke olmuştu.


Yeni Ekonomi Programı 'tedbiri': Kira zammı hesaplaması değişiyor

Yeni Ekonomi Programı'nda yer alan tedbirlerden biri, gayrimenkulde kira artış oranını doğrudan etkiliyor. Ev sahipleri artık zamları üretici fiyatından değil, tüketici fiyatından yapabilecek. Üretici fiyat artışlarının Ağustos ayında yüzde 32,1'e ulaşması alınan kararda etkili. Milyonlarca kiracının, emekçinin tepkisi yumuşatılmaya çalışılıyor. Ancak üretici fiyatlarındaki artışın...

Yeni Ekonomi Programı'nda (YEP) yer alan tedbirlerden biri, gayrimenkulde kira artış oranını doğrudan etkiliyor. Ev sahipleri artık zamları üretici fiyatından değil, tüketici fiyatından yapabilecek. 

Program'ın "Enflasyon" bölümünün "Politika ve Tedbirler" başlığı altında, "Kira artış oranına dair üst sınır, döviz kuru ve emtia fiyatlarındaki gelişmelere duyarlılığı yüksek olan üretici fiyatları yerine tüketici fiyatlarına göre belirlenecektir" maddesi yer alıyor.

Normal şartlarda 12 aylık ortalama Yurt İçi Üretici Fiyatı (Yİ-ÜFE) artış oranı ile belirlenen kira zammı üst rakamı yeni düzenleme yapılması ile birlikte TÜFE ile belirlenecek. Sanayi üretimin ithalat bağımlılığının yüksekliği nedeniyle geçmişte TÜFE'ye yakın ya da TÜFE'nin altında seyreden Yİ-ÜFE, TL'nin değer kaybının hızlanması ve petrol fiyatları başta olmak üzere emtia fiyatlarındaki artışla birlikte TÜFE'den daha hızlı bir artış göstermeye başladı. Ağustos ayında bir önceki yılın aynı ayına göre TÜFE artışı yüzde 17,90 olurken Yİ-ÜFE artışı yüzde 32,1 oldu. 12 aylık ortalamalara bakıldığında da TÜFE artışı yüzde 12,61 olurken Yİ-ÜFE artışı yüzde 18,78'e ulaştı. Kira artışları kontrat başlangıcına göre yapılmakla birlikte özellikle yılın son ayları ve 2019 yılı kontrat yenilemelerinde Yİ-ÜFE'nin baz alınması durumunda yüzde 30-35 aralığında kira artışlarının gündeme gelecek olması, YEP'teki "tedbir"le önlenmeye çalışılıyor. Ancak YEP'te 2018 yılsonu TÜFE hedefi de yüzde 20,8 açıklanmış durumda. Gerçekleşmenin yüzde 25'e yaklaşabileceği düşünülüyor. "Tedbir"in milyonlarca kiracıyı ne kadar koruyacağı tartışmalı görünüyor. 

YEP tahmini baz alındığında bile Aralık ayında oturduğu ev için bin lira kira ödeyen tüketicinin, zam zamanının Ocak ayında 321 lira zamlı ödeme yapacağı anlamına geliyor. Şayet TÜFE oranından zam yapılırsa YEP tahminlerine göre bu rakam 208 lira olacak.

İLGİLİ HABER
Yeni Ekonomi Programı açıklandı: Emekçilere saldırı paketi geliyor

İLGİLİ HABER
AKP’nin beton imparatorluğu çöküyor mu?


Muharrem İnce'nin hazırlattığı rapor: CHP iki büyükşehiri kaybedecek

CHP'nin 24 Haziran'daki cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, Mart 2019'da yapılacak yerel seçimlere ilişkin olarak bir rapor hazırlattı. '24 Haziran sonuçlarına göre CHP’li belediyeleri neler bekliyor' başlıklı raporda, partinin iki büyükşehiri kaybedebileceği analizine yer verildi.

CHP'nin 24 Haziran'daki cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, Mart 2019'da yapılacak yerel seçimlere ilişkin olarak bir rapor hazırlattı. '24 Haziran sonuçlarına göre CHP’li belediyeleri neler bekliyor' başlıklı raporda, partinin iki büyükşehiri kaybedebileceği analizine yer verildi.

Cumhuriyet'te yer alan habere göre seçim analisti ve istatistik uzmanı Filiz Aydın Koç, 24 Haziran seçimlerinde CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin aldığı oyla altı ay sonra yapılacak yerel seçim analizi yaptı.

Koç, “24 Haziran Sonuçlarına Göre CHP’li Belediyeleri Neler Bekliyor” başlıklı çalışmasına göre CHP, 24 Haziran’da İnce’nin aldığı oy oranını alması durumunda altı olan büyükşehir belediye sayısını dokuza çıkarıyor. Ancak CHP, 24 Haziran’da partinin mevcut oyunu alması durumunda iki büyükşehir belediyesini kaybediyor.

CHP’nin Aydın, Eskişehir, Hatay, İzmir, Muğla ve Tekirdağ olmak üzere mevcut altı büyükşehir belediyesi üzerinden yapılan değerlendirmede ilginç sonuçlar ortaya çıktı. Buna göre CHP 24 Haziran’da partinin aldığı sonucu 31 Mart 2019 tarihinde yapılacak seçimlerde tekrarlarsa Hatay ve Eskişehir’i AKP’ye kaptırıyor.

Ancak CHP, İnce’nin aldığı oyu alması durumunda mevcut altı büyükşehrin yanına Adana, Antalya ve Mersin’i de kazanıyor. Çalışmaya göre İnce’nin 24 Haziran’da aldığı oy ile CHP’nin 30 Mart 2014 tarihindeki yerel seçimlerde aldığı oy karşılaştırıldığında İnce’nin toplam 30 büyükşehir belediyesinden 24’ünde partisinden daha fazla oy aldığı belirtiliyor.

Çalışmada AKP ve MHP’nin ittifak yapması durumunda CHP’li büyükşehir belediyelerinden Aydın ve Tekirdağ’ın da kaybedilebileceği analizi yapılıyor.


8 NATO üyesi Ukrayna’da tatbikat düzenleyecek

Aralarında ABD’nin de bulunduğu 8 NATO üyesine ait hava kuvvetleri Ukrayna’da tatbikat düzenleyecek. Gelecek ay yapılacak tatbikat, doğusundaki Rusya yanlısı ayrılıkçılarla iç savaş halinde olan ülkenin tarihindeki en büyük hava kuvvetleri tatbikatı olacak.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’in 240 kilometre uzağında bulunan Starokostiantyniv Hava Üssü’nde gelecek ay 8 NATO üyesi ülkenin de katılacağı bir askeri hava tatbikatı düzenlenecek.

"Açık Sema" adlı askeri tatbikata ABD, Belçika, Danimarka, Hollanda, Polonya, Romanya ve İngiltere’den yaklaşık 950 askeri personel katılacak.

Askeri tatbikat açıklaması Ukrayna hükümetinin Azak Denizi’ne bir askeri üs açma kararının hemen ardından geldi. Azak Denizi, 2014’te Rusya’ya katılan Kırım ve Rusya’nın Krasnodar bölgesi arasında bulunuyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ukrayna özel elçisi Kurt Volker, önceki gün yaptığı açıklamada, ABD'nin Ukrayna ordusunun ihtiyaç duyduğu her yerde "ihtiyaçlarının ne olduğu konusunda Ukrayna ile konuşmaya hazır olduğunu" ve ABD’den askeri teçhizat alabileceğini söyledi.

Ukrayna, halihazırda NATO üyesi değil ancak 2014'teki hükümet değişikliğinin ardından NATO'ya yaklaştığı biliniyor. 2014'te Rusya yanlısı Başbakan Viktor Yanukoviç'in Avrupa Birliği'nin bir ticaret teklifini Moskova'yla yapılacak bir anlaşma lehine reddetmesinin ardından ülkede sağcı, Batı yanlısı bir hükümet iktidara gelmişti.

Geçtiğimiz ayın sonlarında, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Kiev gezisinden dönüşte Reuters'a verdiği demeçte, Ukrayna’nın NATO’ya katılma çabalarında ilerleme kaydettiğini, ancak hâlâ üzerinde çalışılması gereken konuların olduğunu söylemişti.

Bolton gazetecilere verdiği demeçte, Kırım’ın 2014’te Rusya’ya dahil olması ve Ukrayna’nın doğusundaki Rusya yanlısı ayrılıkçılara karşı verilen iç savaşı kastederek bu sorunların çözülmemesinin tehlike arz ettiğini söylemişti.


Yeşil Yapı işçileri, Cevizlibağ'daki plaza önünde eylemde

Altı aydır maaşlarını alamayan Yeşil Yapı işçileri, şirketin merkezinin bulunduğu İstanbul Cevizlibağ’daki Yeşil Plaza önünde eylem başlattı.

İstanbul Cevizlibağ’daki Yeşil Plaza önünde toplanan Yeşil Yapı işçileri altı aydır ücretlerinin ödenmediğini belirterek eyleme başladı.

Şirket yöneticilerinin kendilerine görüşme randevusu verdiğini ancak görüşmeye gelmediklerini bildiren işçiler, maaşlarını almadan buradan ayrılmayacaklarını söylediler.

Yeşil Yapı'nın Innovia şantiyesinde çalışan işçiler, “Yeşil Yapı mağdurları burada, devlet nerede” yazılı bir pankart açtı.

Çok sayıda polis aracının getirildiği eylem yerinde işçilerin bekleyişi sürüyor.

Yeşil Yapı’nın patronuna ait Yeşil Kundura, konkordato başvurusunda bulunmuştu.

 


Hindistan, İran petrolünü rupiyle alacak

ABD'nin 4 Kasım tarihinde yürürlüğe koyacağı İran yaptırımlarından muafiyet bekleyen Hindistan'ın İran'dan petrol alımını rupiyle yapmaya başlayacağı belirtildi.

Hindistan, ABD yaptırımları nedeniyle İran petrollerini kendi para birimi olan rupiyle almaya başlayacak.

Hindistan'ın ABD yaptırımları nedeniyle İran'dan petrol alımını kısma ihtimali olduğu da belirtiliyor.

Hindistan'ın Economic Times gazetesi, yaptırımların yürürlüğe gireceği 4 Kasım tarihine kadar Hindistan merkezli petrol rafinelerinin İran petrolü çıkarmaya devam edeceğini, İran'dan petrol ithal eden şirketlerin ise alımı rupiyle yapmaya başlayacağını bildirirken, UCO ve IDBI gibi Hindistan bankalarının ABD finans sistemine tabi olduğu hatırlatıldı.

İran'la yapılan nükleer anlaşma olan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan 8 Mayıs tarihinde ayrılan ABD, 4 Kasım'da İran'a ve ülkeden petrol ithalatı yapan ülkelere yaptırım uygulamaya başlayacak.

Hindistan da dahil olmak üzere çoğu ülke, ABD'nin İran yaptırımlarından muaf olmanın yollarını arıyor.


Yeni Ekonomi Programı açıklandı: Emekçilere saldırı paketi geliyor

Hazine ve Maliye Bakanı Yeni Ekonomi Programı’nı açıkladı. Hemen başlansa 3-5 yıldan önce sonuç alınamayacak ithalatın azaltılması, cari açığın düşürülmesi gibi hedeflerin gerçekçiliği tartışmalı görünüyor. Programda emekçilere kapsamlı bir saldırıya işaret eden hedef ve politikalar öne çıkıyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak 2019-2021 yıllarına kapsayan Orta Vadeli Programı, “Yeni Ekonomi Programı” (YEP) adıyla açıkladı. “Dengelenme-Disiplin-Değişim” alt başlığını taşıyan programda 2019 yılında büyüme, işsizlik, enflasyon gibi göstergelere ilişkin beklentilerle “politika ve tedbirler” krizin faturasının emekçilere kesileceğine işaret ediyor. Kamu istihdamını “esnekleştirme”ye yönelik düzenlemeler, “kıdem reformu tazminatı”, “yarım çalışma ödeneğinin etkin şekilde kullanılması” gibi “tedbirler” kapsamlı bir saldırı dalgasını açıkça ortaya koyuyor. 

2019 GSYH artış tahmini, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Kriz yok, manipülasyon var” iddiasına rağmen, yüzde 2,3 ile daralma olasılığının da senaryolar dahilinde olduğunu gösteriyor. İşsizlik oranının yüzde 12,1’e çıkması beklenirken, 2018 yılsonunda yüzde 20,8 olacağı öngörülen enflasyonun 2019 yılında da yüzde 15,9 olacağı tahmin ediliyor. 

YEP’in daha önceki OVP’lerden daha fazla “yapısal dönüşüm” başlıklarına ilişkin hedeflere de yer verdiği, özellikle cari açığın azaltılmasına yönelik teknolojik dönüşüm yatırımlarına öncelik verildiği görülüyor. 10. Kalkınma Planı ile 11. Kalkınma Planı taslağında da öne çıkan, Sanayi Strateji Belgeleri ve diğer kamu temel belgelerinin odak noktasını oluşturan, son birkaç yılın teşvikler başta olmak üzere çeşitli düzenlemelerinde daha fazla merkeze konan ithalat bağımlılığının azaltılması ve cari açığın düşürülmesi başlığı mevcut müktesebat bir kez daha elden geçirilerek tekrar ediliyor. 

BÜYÜME: 2018 SON ÇEYREK VE 2019’UN İLK İKİ ÇEYREĞİ İÇİN DARALMA ÖNGÖRÜLÜYOR

YEP’te 2018 yılı büyüme beklentisi yüzde 3,8, 2019 büyüme beklentisi ise yüzde 2,3 olarak yer alıyor. 2018’in ilk yarısındaki GSYH artış gerçekleşmesi ile üçüncü çeyrekte öncü göstergelerden hareketle yüzde 2-3 büyüme beklentisi göz önüne alındığında, son çeyrekte ise yüzde 1 civarında daralma beklendiği görülüyor. 2019 yılı tahmini yüzde 2,3 de yılın ilk iki çeyreğinde daralma öngörüldüğü, ikinci yarıda toparlanma beklendiğini ortaya koyuyor. 

İSTİHDAM: İŞSİZLİKTE ARTIŞ ÖNGÖRÜSÜYLE EMEK DÜŞMANI ‘TEDBİRLER’

2018 yılı için yüzde 11,8 olarak öngörülen işsizlik oranının 2019 yılında yüzde 12,1’e çıkması bekleniyor. YEP’in “Büyüme ve İstihdam” bölümünde yer verilen “Politika ve Tedbirler” 2019’un nasıl bir “saldırı yılı”na dönüşeceği, YEP’in de öncelikle bir “saldırı programı” olarak kurgulandığını en açık biçimde ortaya koyan bölüm. 

Kamuda hem istihdam azalması hem de “esnek çalışma” ile kapsamlı bir saldırı hazırlığı şu ifadelerle ortaya konuyor:

“Kamu kurumlarının ve çalışanların ihtiyaç ve tercihleri uyumlaştırılacaktır. Hizmetin özelliğine göre uygulanacak esnek çalışma modelleri ile çalışanların iş yaşam dengesini kurarak aile ve sosyal yaşamlarına, kurs ve eğitim programlarına daha fazla vakit ayırabilmeleri sağlanacaktır. Kamu kurumlarının esnek çalışma ile iş tatmini ve verimi yüksek işgücüne sahip olmaları sağlanacaktır.”

Aynı bölümde emekçilerin kıdem tazminatına el koyma çabasının nihayete erdirilmesi hedefi de yer alıyor:

“Sosyal tarafların mutabakatıyla kıdem tazminatı reformu gerçekleştirilecektir.”

İşsizlik oranındaki artış öngörüsünün yanısıra “çalışma ödeneği” uygulamasına yer verilmesi de özel sektörde kitlesel işten çıkarmalara hazırlık yapıldığını gösteriyor:

“Yarım çalışma ödeneğinin etkin şekilde uygulanması sağlanacaktır.”

ENFLASYON: YÜZDE 20’LERDE KALICILAŞMAYA İŞARET EDEN TAHMİNLER

YEP’te 2018 yılı için tüketici fiyatları (TÜFE) artışı beklentisi yüzde 20,8, 2019 yılı için yüzde 15,9 olarak yer alıyor. 2018 yılı Ağustos ayında TÜFE’nin yüzde 17,9, ÜFE’nin ise yüzde 32,1 olduğu ve YEP türü belgelerdeki tahminlerin genelde ihtiyatlı olduğu dikkate alındığında yılsonu için TÜFE’de yüzde 25’e kadar çıkışın ihtimal dahilinde olduğu, 2019 için de yüzde 20’ler seviyesinde bir enflasyonun kalıcı olacağının tahmin edildiği görülüyor. 

Enflasyonla ilgili “Politika ve Tedbirler”de emekçiler için reel ücret gerilemesini haber veriyor. “Kamunun fiyat belirleme ve yönlendirme politikasına tabi belirli (personel dışında) alanlarda geçmiş enflasyon verisi yerine YEP’te yer alan enflasyon hedefleri dikkate alınacaktır” ifadesinde her ne kadar kamu personelinin dışarıda tutulacağı ifade edilse de asgari ücretin belirlenmesinden kamu alımlarına ve hizmetlere ücret düzeyini de etkileyecek bir “emsal” oluşturulacağı vurgulanıyor. 2019 yılında 2018 yılında yüzde 25’i bulması beklenen enflasyonun değil, 2019 için hedeflenen yüzde 15,9’un baz alınması milyonlarca emekçi için keskin bir reel ücret düşüşü anlamına geliyor. 

BÜTÇE AÇIĞI VE CARİ AÇIĞI: İYİMSERLİK TAVAN

YEP’te bütçe açığı ve cari açıkla ilgili hedefler, çok büyük bir iyimserliği yansıtıyor. Bütçe açığının 2018’de yüzde 1,9, 2019 yılında yüzde 1,8 olması ve kamu borçlanmasının azaltılması hedeflerinin vergi gelirlerinin artırılması, yeni özelleştirmelerle sağlanacağı belirtiliyor. Cari açıkta da “dengelenme” yani ekonomide yavaşlamaya bağlı olarak ithalatın azalmasıyla 2018’de yüzde 4,7 olması beklenen GSYH içindeki payın, 2019’da yüzde 3,3’e gerilemesi bekleniyor. 2018 yılının ilk 8 ayındaki cari açık gerçekleşmesi, kur artışıyla birlikte yılın ilk 6 ayındaki dolar bazındaki GSYH gerçekleşmesi, yüzde 4,7’lik hedefin tutturulmasının imkansızlığına, yüzde 5,5-6 aralığına işaret ediyor. 2019 yılında da yüzde 2,3’lük büyüme beklentisiyle uyumlu bir dış ticaret, iç talep gerçekleşmeleri, Türkiye ekonomisinin ithalat bağımlılığı nedeniyle yüzde 3,3’ten yüksek bir cari açık düzeyini kaçınılmaz kılıyor.

İthalat bağımlılığını azaltmaya yönelik sıralanan “Politika ve Tedbirler”in önemli bir bölümü “yapısal dönüşüm” olarak adlandırılan içerikleri, hayata geçip geçirilemeyeceği tartışmalı başlıklardan oluşurken, başarılı olunması durumunda da 3-5 yıldan önce sonucu alınamayacak önlemlerden oluşuyor: İlaç, kimya, petrokimya, enerji, makine/teçhizat ve yazılım sektörlerinde yeni yatırımlar, yüksek teknolojili ürünlerin üretileceği, büyük ölçekli yerli ve yabancı yatırımcıların yer alacağı endüstri bölgeleri vb.

BANKACILIK: KAMU DAHA FAZLA DEVREDE

Bankacılık sektörüyle ilgili riskler “Finansal Borçların Yeniden Yapılandırılması” düzenlemesine havale edilirken Türkiye Kalkınma Bankası’nın yeniden yapılandırılması ve faaliyet alanının genişlemesi, Eximbank fonlarının genişletilmesi hedefleri, dış kaynak temini ve kredilendirmede kamunun etkin olacağını, ticari bankalar ve özel sektör borçlarının da belli ölçülerde kamu tarafından üstlenileceğini gösteriyor. Özel sektörün büyük borç stokunun nasıl “temizleneceği” bir kez daha ortaya konmuş oluyor.

İLGİLİ HABER
Bugün yapılan anlaşmaya dikkat: Önce büyük sermaye kurtarılacak

KUR BEKLENTİSİ: 2018 ORTALAMASI 4,90, 2019 ORTALAMASI 5,60

2018 için dolar kuru 4,90, 2019 için 5,60, 2020 için 6, 2021 için de 5,90 olarak öngörülüyor. 2018 ve 2019 iyimserliğine rağmen dolar bazında GSYH’de 2018’de yüzde 10,3, 2019 yılında yüzde 4,2 daralma tahmin ediliyor. 

 

 

 


Trump ABD müttefikleri için İran petrolünü ikame edecek petrol arıyor

ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın petrol satışını durdurmaya çalışıyor. Trump'ın ABD müttefiklerinin petrol alabileceği alternatifler bulmaya çalıştığı bildiriliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, ABD müttefiklerinden İran petrolü alımını durdurmalarını talep etmişti.

Financial Times, Trump yönetiminin ABD müttefiklerinin petrol alabileceği alternatifler bulmaya çalıştığı, böylece müttefiklerin yaptırımlardan zarar görmesini engellemek istediğini aktarıyor.

Habere göre geçmişteki İran yaptırımlarında aralarında Japonya, Güney Kore ve Hindistan'ın da olduğu ABD müttefikleri, yaptırımlardan muaf tutulmuştu. Ancak bu kez benzer bir muafiyet düşünülmüyor.

Avrupa Birliği ülkeleri, yaptırımların geri getirilmesine ekonomik maliyet sebebiyle karşı çıkıyor. Yaptırımları kabul etmek istemeyen AB ülkeleri, buna karşın Avrupalı şirketleri ABD cezalarından koruyacak bir yöntem bulamadı.

İRAN RUSYA VE SUUDİ ARABİSTAN'A TEPKİ GÖSTERMİŞTİ

Güney Kore ve Fransa, İran'dan petrol alımını durdursa da, Hindistan ve Çin İran petrolü almaya devam ediyor. Suudi Arabistan ve Rusya, İran petrol ihracatının azalmasını karşılamak için üretimi artırma kararı almıştı.

İran'ın OPEC temsilcisi Hüseyin Ardebili, petrol üreticileri örgütü OPEC'in ABD aracına dönüştürüldüğünü söyleyerek bu duruma tepki göstermiş, "Rusya ve Suudi Arabistan küresel petrol piyasasını dengelemeye çalıştığını öne sürüyor, ancak gerçekte İran'ın payını almaya çalışıyorlar" diyerek petrol üretimini artıran ülkeleri hedef almıştı.

İLGİLİ HABER
İran'dan petrol çıkışı: ABD'nin aracına dönüştürdüler

 


Hizbullah lideri Nasrallah’tan İsrail’e: Dengeler değişti

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta düzenlenen Aşure töreninde yaptığı konuşmada İsrail ile Lübnan direnişi arasındaki güç dengesinin tamamen değiştiğini söyledi.

Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta düzenlenen Aşure töreninde yaptığı konuşmada "Lübnan direnişi ile İsrail’in siyonist rejimi arasındaki güç dengesinin artık tamamen değiştiğini" söyledi. Hizbullah’ın ileri ve hassas füzelere sahip olmasını engellemek isteyen İsrail’in tüm girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlandığını belirten Nasrallah, “artık iş işten geçti” diyerek "eğer gelecekteki bir savaşta bu füzeler kullanılırsa İsraillilerin kaderlerini tahayyül edemeyeceklerini" söyledi.

Beyrut’un Dahiye semtinde düzenlenen Aşure yürüyüşüne katılanlara seslenen Nasrallah, “Bugün Lübnan’ın Dahiye’sinde, güneyde, Beka’da ve tüm bölgede toplanan kalabalıklar gösteriyor ki İmam Hüseyin’in kanı gerçekten kılıcı yenmiştir” diye konuştu.

Şiilerin Muharrem ayının 10. günü Kerbela’da öldürülen İmam Hüseyin’i anmak üzere düzenledikleri Aşure Günü dolayısıyla yapılan törende Nasrallah, Filistin, Yemen ve Bahreyn halkına desteklerini de yineledi.

SÖZDE 'YÜZYILIN ANLAŞMASI'NA KARŞI FİLİSTİN'E DESTEK

Nasrallah “Birincisi, Filistin ve Kudüs’e olan ideolojik bağlılığımızı yineliyoruz. Filistin halkına ve sözde ‘yüzyılın anlaşması’na haklı karşı çıkışlarına desteğimizi yineliyoruz” dedi, Gazze’de ve işgal altındaki Filistin topraklarında yapılan Geri Dönüş Yürüyüşlerini selamladı.

'YEMEN KERBELA'YI YAŞIYOR'

Nasrallah şöyle devam etti:

“İkincisi yaklaşık dört yıldır Kerbela’ya tanıklık eden Yemen halkının yanında olduğumuzu vurguluyoruz. Bu ezilen halk aynı Kerbala’da olduğu gibi her türlü metanet, cesaret ve sabır örneğini göstermektedir. Yemen’deki Suudi savaşına engel olmak için harekete geçmek bütün Müslümanların ve Arapların görevidir, bu ahlaki bir sorumluluktur. 

Üçüncüsü öğrencileri ve gençleri Bahreyn rejimi tarafından hapse atılan ve baskı altına alınan barışçıl Bahreyn halkına desteğimizi yineliyoruz.”

Öte yandan İran’da da milyonlarca kişi Aşure Günü için düzenlenen törenlere katıldı.

KERBELA VE AŞURE GÜNÜ

İslam peygamberi Muhammed’in torunu olan İmam Hüseyin ve 72 arkadaşının 680 yılında Irak’ın güneyindeki Kerbela’da Emevi Halifesi 1. Yezid’in ordusu tarafından önce aç ve susuz bırakılıp ardından katledilmeleri Kerbela olayı olarak anılır. Şiiler, Aşure Günü’nde İmam Hüseyin ve arkadaşlarını anarlar.


'ABD gümrük vergileri Çin'in rekabet gücünü artırıyor'

ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin'e karşı getirdiği gümrük vergilerinin, Çinli şirketleri yüksek teknolojiye yönelterek Çin'in rekabet gücünü artırdığı öne sürülüyor.

ABD Başkanı Donald Trump, yüzlerce milyar dolarlık Çin malına yüksek gümrük vergileri getirerek, ABD'nin "ticaret açığını kapatmaya" çalışıyor. Trump'ın beklediği etki halen görülmezken, Çinli şirketlerin gümrük vergilerine yanıt olarak "daha kaliteli ürünler" yapmaya çalıştığı belirtiliyor.

Wall Street Journal'ın haberine göre LTS Group'tan Michael Lu, gümrük vergilerinin Çin ürünlerinin ABD'deki fiyatını yükselttiğini, bu sebeple maliyetleri düşürmek için daha fazla robot kullanmaya başladıklarını söylüyor. ABD'ye ışıklandırma ürünleri satan LTS Group'un, kalifiye olmayan işlerini diğer Asya ülkelerine taşıdığı, Çin'deki faaliyetinde yüksek teknolojiye yöneldiği bildiriliyor.

Lu, ABD yaptırımları sebebiyle "akıllı ışıklandırma" gibi daha karmaşık ürünler imal etmeye başladıklarını, bu sayede ABD'li şirketlerle rekabet edebildiklerini söylüyor. Lu'ya göre Çinli şirketler gümrük vergileri sebebiyle daha rekabetçi olmaya itiliyor.

'ÇİN NİTELİKSİZ ÜRETİMDEN UZAKLAŞMAK İSTİYOR'

Yazıya göre ekonomisini düşük fiyatlı ürünlerin ihracı üzerine kuran Çin, son yıllarda niteliksiz işleri ülke dışına çıkartarak, gelişmiş imalat teknikleriyle yüksek değerli ürünlere yönelmeyi amaçlıyor.

ABD gümrük vergileri, Çin'in düşük fiyatlı mallarını daha da az kârlı hale getirirken, şirketlerin bunun sonucunda ürün stratejilerini yeniden düşünme ihtiyacı duydukları bildiriliyor.

Trump'ın 50 milyar dolarlık ürüne gelen ilk gümrük vergilerinin, esas olarak ara ürünleri hedef aldığı, son açıklanan 200 milyar dolar büyüklüğündeki mala getirilen gümrük vergilerininse pek çok tüketim ürününü içerdiği belirtiliyor.

ABD'DEN TEKNOLOJİ ALIMI AZALIYOR

Çin'in imalatının büyük bölümünü bulunduran İnci Nehri Deltası'nın, "başarılı tedarik zinciri, limanlara erişimi, Hong Kong'un finansal merkezlerine yakınlığı ve Pekin tarafından sağlanan siyasi istikrar" sebebiyle rekabet gücünün yüksek olduğu, bölgenin ayrıca 60 milyon kadar kişiyi barındırdığı ve önemli bir iş gücüne sahip olduğu aktarılıyor.

HSBC araştırmalarına göre 2000 yılında bölgede yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 17 seviyesindeydi, bu rakam geçtiğimiz yıl yüzde 44'e yükseldi. Çin'in bölgeye 2020'ye kadar 65,46 milyar dolarlık yatırım yapacağı ve enformasyon teknolojisi, yüksek teknolojili ekipman imalatı ve biyomedikal ürünlerin payını artıracağı kaydediliyor. 

Habere göre Çinli şirketler, gümrük vergileri sebebiyle maliyetleri düşürmek için ABD'li çip üreticileri yerine, Çin üretimini tercih etmeye başlıyor. Bu durum da Çin'in yüksek teknoloji geliştirme çabasına yardımcı oluyor.

ÇİN KENDİ ÇİP TEKNOLOJİSİNİ GELİŞTİRME KARARI ALMIŞTI

Trump'ın Çin'in ABD'li teknoloji şirketlerine yatırımlarına sınırlama getirme kararı almasının ardından, Çin kendi çip teknolojisini geliştirme kararı almıştı.

Geçtiğimiz yıl 260 milyar dolarlık çip ithal eden Çin, yerel çip üretimi için büyük bir fon oluşturmuş durumda.

5G rekabeti sebebiyle Çinli şirketlere getirilen yaptırımlar da bu konudaki adımları hızlandırdı.

İLGİLİ HABER
Çin'den kendi çip teknolojisini geliştirmek için büyük yatırım

İLGİLİ HABER
Tencent: Çin çip endüstrisini genişletmeli

JACK MA ABD'DE İSTİHDAM YARATMA PLANINDAN VAZGEÇTİ

Alibaba CEO'su Jack Ma, daha önce ABD'de 1 milyon yeni iş yaratacaklarını duyurmuştu.

Xinhua'nın haberine göre Jack Ma, ABD-Çin ticaret gerilimi sebebiyle bu kararından vazgeçti.

Ma, gerilimin on yıllarca sürebileceğini ve iki ülkeye de büyük zarar vereceğini savunuyor. 

İki yıl önce Trump ile görüşen Ma, ABD'li şirketlerin Çinli tüketicilere satış yapmasını sağlayacağını, bu sayede 1 milyon yeni iş yaratacağını açıklamıştı.

 


Suudiler Yemen’i Almanlardan aldıkları silahlarla bombalayacak

Suudi Arabistan’ın da aralarında bulunduğu Ortadoğu ülkelerine Alman silah tacirlerinin satış yapması Almanya hükümeti tarafından onaylandı. Suudi Arabistan halihazırda Yemen’de yürüttüğü işgal sırasında birçok insanlık suçuna ve sivillere yönelik saldırılara imza atıyor. Almanya'da Hıristiyan Demokratlarla SPD arasında Yemen'de kullanıldığı için Suudi Arabistan'a silah satmama...

Almanya’nın Federal Güvenlik Konseyi, aralarında Yemen işgalini yürüten koalisyonun üyelerinin de olduğu Ortadoğu ülkelerine silah satışı yapılmasına onay verdi. Karar, Almanya Ekonomi Bakanı Peter Altmaier'in Federal Meclis Ekonomi Komisyonu’na yazdığı bir resmi yazıyla duyuruldu. Federal Güvenlik Konseyi'nde Almanya Başbakanı Angela Merkel'in yanısıra bazı bakanlar yer alıyor.

HÜKÜMET İÇİ ANLAŞMAYA RAĞMEN SİLAH SATIŞI

Silah satışının yapılacağı ülkeler arasında Katar, Suudi Arabistan, Mısır, BAE ve Ürdün bulunuyor. Almanya’da iktidarda olan Hristiyan Demokratlar ve Sosyal Demokratlar koalisyonu kendi arasında Yemen Savaşı gerekçesiyle Suudi Arabistan'a silah ihracatı yapılmaması konusunda uzlaşmaya varmıştı. Ancak bu uzlaşmayı tanımayıp silah satışının başlatılması kararı, koalisyon içi anlaşmanın bir bağlayıcılığı olmadığını göstermiş oldu.

KİME HANGİ SİLAHLAR VERİLECEK?

Suudi Arabistan’a verilecek silahlar arasında top konum belirleme sistemleri bulunuyor. Zırhlı araçlara monte edilen radar cihazları düşman ateşinin geldiği noktayı tam olarak belirleyebiliyor ve karşı atışların daha kesin bir biçimde yapılabilmesini sağlıyor.

Katar’a ise 170 adet Meteor tipi füze başlığı ve ateşleme sistemi verilmesi onaylandı. Mısır'a ise Diehl’in ürettiği Iris-T SLM füzeleriyle donatılmış 7 adet hava savunma sistemi satılmasına onay verildi. Ürdün'e Dynamit Nobel tarafından üretilen 385 adet taşınabilir tanksavar verilirken Yemen’i işgal eden koalisyonda Suudilerden sonra en etkin üye olan Birleşik Arap Emirlikleri'ne gemi konuşlu hava savunma sistemleri için 48 adet füze başlığı ve 91 adet hedef arama başlığı ihraç edilecek.

İSPANYA DA SUUDİLERE SİLAH SATIŞINA DEVAM EDECEK

Almanya Suudilere silah satmaya hazırlanırken bu ayın başında İspanya, Yemen Savaşı gerekçesiyle Suudi Arabistan’la arasındaki silah satışını durduracağını açıklamıştı. İspanya, Suudi Arabistan’a 400 lazer-güdümlü bomba satışı için 2015’te iki ülke arasında imzalanan sözleşmeyi iptal ettiği ve Suudi Arabistan tarafından yapılan 9,2 milyon avroluk ödemeyi geri vereceğini duyurmuştu.

İspanya Hükümeti daha sonra yaptığı açıklamada “bombaların hassas olduğunu ve sivil zayiata yol açmadığı” gerekçesiyle silah satışına devam edeceğini açıkladı.

Suudi koalisyonu son bir hafta içerisinde Yemen’de düzenlediği bombardımanlar sırasında en az 17 sivili öldürdü.

İLGİLİ HABER
İspanya, Suudi Arabistan'a bomba satışını durdurmaktan vazgeçti

 

 


MEB'den '117 bin öğretmen ihtiyacımız var ama 20 bin öğretmen atadık' açıklaması

Türkiye'de 400 bine yakın eğitim emekçisi atamasının yapılmasını beklerken, bir soru önergesine yanıt veren Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, okulların öğretmen ihtiyacı sayısının 117 bin 403 olduğunu açıkladı. Selçuk, 2018 yılında ihtiyaca rağmen sadece 20 bin öğretmen ataması yaptıklarını dile getirdi.

Ataması yapılmayan 400 bine yakın öğretmen atama haberi beklerken, bu süreçte kolejlerde, kurslarda, inşaatlarda ve birçok başka iş kolunda düşük ücretlerle çalışırken, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 117 bin öğretmen açığı olduğunu dile getirdi. Selçuk, 117 bin öğretmen açığı bulunduğunu ancak bu yıl içinde şu ana kadar 20 bin öğretmen ataması yapıldığını dile getirdi.

117 BİN 403 ÖĞRETMENE İHTİYAÇ VAR AMA...

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, okulların öğretmen ihtiyacı ve ataması yapılmayan öğretmenlerin talepleriyle ilgili olarak Milli Eğitim Bakanlığına iki ayrı soru önergesi yöneltti. 

Gürer, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği yazılı soru önergesinde, “2018 yılı başıyla beraber kamuda öğretmen açığı sayısı kaçtır? 2018 yılı içerisinde ataması yapılması planlanan kişi sayısı kaçtır? Ücretli öğretmenliğin son bulmasına yönelik bir çalışma yapılmakta mıdır?” sorularının yanıtlanmasını istedi. 

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Gürer’in önergesine verdiği yanıtta, “Bakanlığımız 11.09.2018 tarihli MEBBİS veri tabanı kayıtlarına göre öğretmen ihtiyacı 117.403'dür” açıklamasında bulundu. 

Bakan Selçuk, 2018 yılı içerisinde 20 bin öğretmen ataması yapıldığını da belirterek, “Ayrıca ücretli öğretmenlerin sözleşmeli öğretmen olarak atanmasına yönelik planlanan 5 bin öğretmenin atanma iş ve işlemleri tamamlanmış olup 11.09.2018 tarihi itibariyle 2.142 öğretmenin ataması gerçekleştirilmiştir” dedi. 

DERS ÜCRETİ KARŞILIĞINDA ÖĞRETMEN

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, öğretmen ihtiyacının karşılanmasıyla ilgili soruyu ise şu şekilde yanıtladı:  “Bakanlığımız eğitim kurumlarının öğretmen ihtiyacı, Bakanlığımıza atama izni verilen kadro sınırlılığında ve öncelikle kadrolu ve sözleşmeli öğretmenlerle karşılanmaya çalışılmaktadır. Öğretmen ihtiyacının bu şekilde karşılanamadığı durumlarda eğitim kurumlarında öğretim hizmetlerinin aksatılmadan sürdürülebilmesi bakımından ilgili mevzuatı çerçevesinde ve öncelikle öğretmen olma şartlarını taşıyanlar arasından valiliklerce ders ücreti karşılığında öğretmen görevlendirmesi yapılabilmektedir.”

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ülkemizde 400 binden fazla öğretmen atama beklerken ve 117 binden fazla öğretmen açığı varken, bakanlığın öğretmen ihtiyacını kadrolu öğretmenlerle karşılamamasının endişe verici olduğunu söyledi. 


MEB'ten okul öncesi çocuklara 'Dinimi seviyorum, öğreniyorum' eğitimi

Bursa'da Yıldırım İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü okul müdürlüklerine gönderdiği yazıda, pedagojik olarak henüz soyut işlemler dönemine geçmemiş ve okuma yazma bile bilmeyen okul öncesi çağdaki çocuklara 'Dinimi seviyorum, öğreniyorum projesi' kapsamında din eğitimi verileceğini duyurdu.

Bursa'da Yıldırım İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü okul müdürlüklerine gönderdiği yazıda, pedagojik olarak henüz soyut işlemler dönemine geçmemiş ve okuma yazma bile bilmeyen okul öncesi çağdaki çocuklara 'Dinimi seviyorum, öğreniyorum projesi' kapsamında din eğitimi verileceğini duyurdu. 

Bursa Valiliği'nin onayıyla Yıldırım İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, tüm okul müdürlüklerine resmi yazı gönderdi. Yazıda, okula öncesi çağdaki çocuklara din eğitimi verileceği, bunun için okul müdürlüklerinin fiziki kapasiteyi ve bu eğitimi almak isteyen çocukların sayılarının bildirilmesini istedi. 

Bu kapsamda Milli Eğitim'in Diyanet'le protokol yapacağı, protokol gereği müftülükten okula din görevlilerinin gelerek okul öncesi çağdaki çocuklara din eğitimi vereceği öğrenildi. 

Yazıda, okul öncesi çocuklara din eğitimi verilmesi gerekçesi de, "yasal olmayan eğitim ortamlarının doğabilmesi riskine karşılık, çocukların din eğitimlerini uzman kişilerden alması" gösterildi. Milii Eğitim'in resmi yazısında, pedagojik olarak çocukların bilişsel gelişim dönemlerinden, 6 yaş öncesi çocukların henüz soyut işlemler dönemine başlamamış olması gerçeğinden hiç söz edilmemesi ise dikkat çekti. 

İşte Yıldırım İlçe Milli Eğitim'in okullara gönderdiği o yazı: 

SOYUT İŞLEMLER DÖNEMİ NEDİR?

Pedagoji bilimine göre çocuğun bilişsel (zihinsel) gelişimi dört döneme ayrılıyor. Bunlardan ilki 0-18 ay arası duyusal-motor dönemi, 18 ay-6 yaş arası işlem öncesi dönem, 6-12 yaş arası somut işlemler dönemi ve 12 yaş sonrası soyut işlemler dönemi.

Çocuklar ancak 12 yaş sonrasındaki soyut işlemler döneminde çeşitli idealler, fikirler, değerler ve inançları geliştirmeye başlarlar. Toplumun yapısıyla, felsefesiyle, politikayla ilgilenirler. 


AKP’nin beton imparatorluğu çöküyor mu?

Ağustos ayında konut satışları yüzde 12,5 gerilerken, krediye dayalı satışlarda düşüş yüzde 67’yi aştı. Yapı ruhsatlarındaki azalma, konut, ofis, alışveriş merkezi projelerinin iptali gibi gelişmeler inşaat faaliyetlerinde sert bir daralmaya işaret etmekle birlikte AKP’nin ‘beton ekonomisi’nde kamu harcamalarını artırarak ısrar edeceğine dikkat çekiliyor.

İnşaat sektörü verileri faaliyet hacminde gerilemeye işaret ediyor. GSYH ikinci çeyrek verilerinde inşaat sektörü büyümesi yüzde 0,6 ile sınırlı kalırken yeni inşaat ruhsatlarının yılın ilk altı ayında önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 42 civarında azaldığı görülüyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 19 Eylül’de açıkladığı Ağustos ayı Konut Satış İstatistiklerine göre bir önceki yılın aynı ayına göre konut satışları yüzde 12,5 azaldı. 24 Haziran seçimleri öncesinde vergi ve faiz indirimi başta olmak üzere teşviklerin yardımıyla ilk 8 ayda inişli çıkışlı bir seyir izleyen konut satışları yılın ilk 8 ayında da önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 1,7 daraldı. Ağustos ayı daralmasında uzun bayram tatilinin de etkili olduğuna işaret ediliyor. 

Kur, faiz ve enflasyondaki hızlı artış dikkate alındığında yılın ilk 8 ayında konut satışlarında daha yüksek oranlı bir gerileme olasılığı kuvvetliyken daralma neden sınırlı kaldı?

Konut satışlarında daha sert bir daralmayı önleyen etkenlerden biri “teşvikler” oldu. Devletin vergi ve faiz indirimi desteğinin yanısıra inşaat firmaları da çeşitli kampanyalar yaptı. Teşviklere ek olarak bir diğer önemli etken de konut fiyatlarının reel olarak gerilemesi. Merkez Bankası’nın dün açıkladığı Konut Fiyat Endeksleri, Temmuz ayında, yıllık enflasyon yüzde 16’yı aşarken, konut fiyatlarındaki artışın yüzde 10 civarında kaldığını, enflasyonun altında artışla reel olarak gerilediğini ortaya koydu. Dolarla karşılaştırıldığında reel gerilemenin çok daha yüksek olduğu söylenebilir. Artan faizlerle birlikte kredi kullanımı azalırken ihtiyaç amaçlı alımların düştüğüne, fakat döviz ya da TL riski almak istemeyen “yatırım amaçlı” alımların arttığına dikkat çekiliyor. 

KREDİYE DAYALI SATIŞLARDA YÜZDE 67 DÜŞÜŞ

TÜİK verilerine göre Ağustos ayında toplam 105 bin, yılın ilk 8 ayında da 875 bin konut satıldı. Bir önceki yılın aynı ayına göre Ağustos ayı satışları yüzde 12,5 gerilerken, ilk 8 ay gerilemesi yüzde 1,7 ile sınırlı kaldı. Konut satışlarının yüzde 14’ü “ipotekli” yani krediye dayalı satışlardan oluştu ve ipotekli satışlar bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 67,1 geriledi. Kredili satışların çakılmasında en büyük etken konut kredisi faizlerindeki artış oldu. Seçim öncesinde kamu bankaları konut kredisi faizlerini aylık yüzde 0,98’e kadar çekerken Ağustos ayında konut kredisi faizlerinin aylık yüzde 3’e kadar ulaştığı görüldü. Geçmiş yıllarda toplam satışların yüzde 40-42’si ipotekli satışlardan oluşurken 2017 başından bu yana artan faizlerle birlikte ipotekli satışların payı hızla düştü, 8 ayın ortalaması yüzde 28 oldu. İlk 8 ayda ipotekli satış gerilemesi ise yüzde 24,1’e ulaştı. 

İpotekli satışlarda özellikle 24 Haziran seçimleri öncesi “teşvikli” faizlerin ortadan kalkması, ortalama konut kredisi faiz oranlarının artması, bankaların genel olarak maliyetinden bağımsız tüketici kredisi kullandırma konusunda frene basması gibi gelişmelerle birlikte keskin bir düşüş yaşanırken kredi kullanımına dayanmayan satışların yüzde 11 arttığı dikkat çekiyor. Toplam gerilemenin sınırlı olması da diğer satışlardaki artıştan kaynaklanıyor. 

Konut satış istatistiklerinde bir diğer ayrımda büyük oranda yeni bitmiş konutları ifade eden “ilk satış” ile “ikinci el satış” ayrımı. İnşaat şirketleri ya da müteahhitler tarafından arz edilen “ilk satışlar”da Ağustos ayında yüzde 12,6 gerileme görülürken ikinci el satış gerilemesi de benzer seviyede gerçekleşti. İlk 8 ayda da ilk satış gerilemesi yüzde 0,2 olurken ikinci el satış gerilemesi yüzde 3 oldu. 

KONUT FİYATLARI SERBEST DÜŞÜŞTE

Merkez Bankası’nın dün açıkladığı Temmuz ayı Konut Fiyat Endeksleri’ne göre ortalama fiyat gelişimini gösteren Konut Fiyat Endeksi önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 10,48 artış gösterdi. Temmuz ayında tüketici fiyat endeksi (TÜFE) artışının yüzde 15,85 olduğu dikkate alındığında ortalama konut fiyatı reel olarak yüzde 5,37 geriledi. Konutların kalite farklarının arındırıldığı, fiyat gelişimini daha iyi ifade eden Hedonik Konut Fiyat Endeksi ise yüzde 9,39 arttı, reel olarak yüzde 6,46 civarı gerilemiş oldu. İstanbul ve Ankara’da nominal artışların yüzde 4 ve yüzde 8,5 ile daha düşük olduğu, reel gerilemenin İstanbul’da yüzde 10’u aştığı görüldü. Gayrimenkul yatırımlarında yeni “gözde” durumundaki İzmir büyük kentler içinde ayrıştı, fiyat artışı yüzde 15,6 ile enflasyon oranına yaklaştı. 

Fiyatlardaki reel gerilemenin bazı servet sahiplerini döviz ya da faiz riski almak yerine gayrimenkul alımına yönelttiği, özellikle inşaat şirketlerinin nakit sıkışıklık nedeniyle yaptıkları indirimlerin de bu yönelimde etkili olduğu düşünülüyor. Türkiye’de yıllık konut satışı 1,4 milyon adet civarında. TÜİK’in dün açıkladığı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’nın da ortaya koyduğu gibi ev sahipliği oranının gerilediği görülüyor: 20 yıl önce yüzde 65, 10 yıl önce yüzde 61 olan konut sahipliği oranı 2017 yılında yüzde 59’a geriledi. Yine aynı araştırma barınma kalitesinin düşüklüğünü ve konut ihtiyacını da ortaya koymakla birlikte Türkiye’de konut edinenlerin ancak yarısının “ihtiyaç sahipleri”nden oluştuğu, satışların yaklaşık yarısının “yatırım amaçlı” olduğu tahmin ediliyor.

İLGİLİ HABER
TÜİK Türkiye kapitalizminin vahşetini gizleyemedi: Nüfusun yüzde 1,8’i toplam servetin yarısına sahip

BETON EKONOMİSİ ÇÖKÜYOR MU?

Konut satış verileri, Mayıs ayından bu yana kur, faiz, enflasyondaki artış, alım gücündeki azalma gibi gelişmelerle birlikte değerlendirildiğinde beklentilerin altında daralmış görünüyor. AKP iktidarı boyunca konut yapımının ve satışlarının artışında borçlanma olanaklarındaki artış, konut kredisi hacmindeki genişleme önem taşımış olmakla birlikte tüm AKP iktidarı boyunca satılan konutların beşte birlik bölümünün banka borcuyla finanse edildiği tahmin ediliyor. Kamunun görünmeyen sübvansiyonları, inşaat şirketlerinin kullandığı krediler gibi finansman kaynaklarının da kuruduğu, kurumaya devam edeceği dikkate alındığında konut ya da genel olarak gayrimenkul faaliyetlerindeki daralmanın artarak süreceği söylenebilir. Nitekim yılın ilk 6 ayında yeni başlayan inşaatları gösteren yapı ruhsatlarındaki yüzde 42’ye yaklaşan gerileme de faaliyet yavaşlamasını gösteriyor. Fiyatlardaki gerilemeye rağmen fiyat-maliyet makasının açık olması nedeniyle inşaat şirketlerinin hala kar edebildiği, gayrimenkulde görece “kontrollü” sayılabilecek bir daralmanın yaşandığı görülüyor. 

AKP iktidarının 2019 yerel seçimlerini de dikkate alarak konut ve ticari gayrimenkul dışı alanlarda, altyapı, kent mimarisi gibi alanlarda kamu harcamalarına hız vermesi ve inşaat sektörüne “can simidi” atması olası görünüyor. Özellikle 2018 yılı son çeyrek ve 2019 yılı ilk çeyreğinde GSYH büyümesinde sert bir çakılmayı önlemek üzere bütçe açığını artırmayı göze alıp park ve bahçe düzenlemeleri yoluyla harcama yapma, geçici istihdam yaratma olasılığı yüksek görünüyor. 

İLGİLİ HABER
Konut satışları da fiyatları da düşüyor


Devlet Bahçeli'den yerel seçim açıklaması

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yerel seçimlerde İstanbul'da aday göstermeyeceklerini açıkladı. Bahçeli, Ankara ve İzmir için 'inceliyoruz' derken, kendi belediyelerine ise yeniden talip olacaklarını söyledi. Bahçeli, af teklifini ise 24 Eylül'de Meclis'e sunacaklarını dile getirdi.

Yerel seçimde ittifak tartışmalarına ilişkin konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı çıkarmayacağını söyledi.

Bahçeli, "İstanbul’da çıkarttığımız adayın kaç oy alacağı geçmişte belli. Kazanamayacağımız yerde bir aday çıkartıp ‘Bizim de adayımız var’ demenin bir manası var mı? Ama ilçelerinde bizim de aday çıkartacağımız yerler var" derken, İzmir ve Ankara için ise "İnceliyoruz" açıklamasında bulundu.

MHP’nin yönettiği belediyelere yeniden talip olduğunu söyleyen Bahçeli, ”Bazı hizmetler yarıda kaldı” diye konuştu.

İTTİFAK TARTIŞMAYA AÇILIR

”AK Parti aynı yerde aday gösterirse ittifakın ruhu zedelenmez. Onlar çıkarıyorsa biz de çıkartırız. ‘Haydi gelin burada bir aday etrafında birleşelim’ olabilir" diyen Bahçeli, "Bunlar hep konuşulur. ‘İlle de benim dediğim olacak’ diyenleri de sırtımızda küfe yok ya taşıyacak durumda değiliz. Türkiye’yi düşünerek gerçekçi siyaset yapmaya çalışıyoruz" ifadelerini kullandı.

Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın üç büyük şehirde başarısız olması durumunda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin tartışmaya açılacağını söyledi.

AŞİRET ADAYLARI

Doğu'da ittifak başlığına ilişkin ise Bahçeli, "aşiretleri" adres gösterdi, "Adayın kim olduğunun dışında, Kürt kökenli Doğu ve Güneydoğu'da yaşayan aşiretlerin iradesini alarak, onların iradesiyle adaylar belirleyerek PKK’yı siyasi boyutta da yok edebilecek bir birliktelik diyorum ben. Bu 30 ilde CHP, HDP eklemlenmiş bir yapıda seçime girer, PKK yanlısı kişiler aday gösterilir sonuç alınırsa bu defa terörle mücadelenin bir boyutu tartışmaya açılır” diye konuştu.

İLGİLİ HABER
Erdoğan'ın sadık destekçisi: Devlet Bahçeli...

AF TEKLİFİ VE HİBE EDİLEN UÇAK

Bahçeli, af teklifinin tamamlandığını 24 Eylül’de TBMM’ye sunulacağını söylerken, Katar'ın Cumhurbaşkanlığına hediye ettiği ileri sürülen uçağa ilişkin, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti hediye, hibe kabul etmez, uçak ihtiyacı varsa bunun piyasası neredeyse, kendi kaynaklarıyla almayı tercih etmelidir. Ama ‘Bana hibe edildi hediye edildi’ bu Türk milletinin kabul edeceği bir durum değil. Recep Tayyip Erdoğan’ın da bunu kabul etmemesi gerekirdi diye düşünüyorum" dedi.

İŞ BANKASI AÇIKLAMASI

Bahçeli, CHP’nin İş Bankası hisselerine ilişkin Erdoğan'ın yaptığı açıklamaya destek verirken, ”Değer kaybedildiği zaman o hisseleri sahiplenebilecek olan İş Bankası’nın ortaklarını da göz önüne alın. Ancak bunu İş Bankası Türkiye’nin her siyasi tartışmasında gündeme getirilen konu olarak görmeli ve çözüme kavuşturmalı. Çözüm nedir? CHP’nin Atatürk’ün mirası diye nitelendirilen yüzde 28’i Türk milletine iade etmesi lazım. Atatürk’ün gerçek varisi Türk milletidir, herhangi bir kurum veya kuruluş değildir. Bunu Türk milletine iade ettiğini beyan etsin mesele kalmaz” ifadelerini kullandı.

 


ABD'de göçmenlerin sınır dışı edilmesini kolaylaştıracak karar

ABD Adalet Bakanı Jeff Sessions, yasadışı göç mahkemelerinde görevli yargıçların davaları feshetme yetkisine kısıtlama getirildiğini açıkladı.

ABD Adalet Bakanı Jeff Sessions, yargıçların göçmenlerin sınır dışı edilmesine ilişkin davaları feshetme yetkisine kısıtlama getirdi.

ABD'de göçmen mahkemeleri, federal yargı düzeninden farklı olarak adalet bakanlığının çatısı altında işlerken, ABD Adalet Bakanı, Göçmen Davaları Kurulu'nun yayınladığı görüşleri gözden geçirme hakkına sahip konumda. ABD Başkanı Donald Trump tarafından atanan Sessions'ın ise bu konuda önceki adalet bakanlarından daha etkin bir rol oynadığı görülüyor.

Yargıçların yalnızca “özel ve belirli” durumlarda davaları feshedebileceğini açıklayan Sessions, “Yargıçlar, bir davada ılımlı bir hâl görseler dahi o davayı feshetme yetkisine sahip değildir” ifadesini kullandı.

Yargıçlar, hükümetin yeterli kanıt sunmaması durumunda göçmenlerin sınır dışı edilmesi sürecini durdurabilme yetkisine sahip.

ABD Göçmen Avukatları Derneği'nin kamu ilişkileri müdürü Kate Voigt, “Karar, adalet bakanının yargı bağımsızlığını ve göçmen mahkemelerinde görevli yargıçları yok sayma girişiminde yeni bir adım niteliği taşıyor” yorumunda bulundu.

Ulusal Göç Mahkemesi Yargıçları Derneği'nin onursal başkanı Dana Leigh Marks ise, “Karar, göçmenlerin sınır dışı edilmesi için yargıçlara uygulanan baskının boyutlarını bir kez daha bize gösterdi” açıklamasını yaptı.

 


Trump heyecanla karşıladı ama ABD istihbaratı Kore konusunda farklı düşünüyor

Güney Kore lideri Moon ile KDHC lideri Kim arasında dün açıklanan uzlaşma ABD Başkanı Trump tarafından 'muazzam ilerleme' olarak karşılanırken ABD istihbaratından yetkililer Trump yönetiminin 'boşuna heyecanlandığını' ileri sürüyor. ABD istihbaratına göre KDHC, Seul ile Washington'un arasını açmaya çalışıyor.

Güney Kore lideri Moon Jae-in ile Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti lideri Kim Jong-un'un dün yaptıkları ortak açıklama, ABD Başkanı Donald Trump tarafından “heyecan verici” ve “muazzam ilerleme” sözleriyle karşılandı. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da KDHC’li mevkidaşını New York’ta yapılacak BM Genel Kurulu’nda görüşmeye davet etti. Ancak ABD istihbaratından yetkililer ortak açıklamaya temkinli yaklaşıyor ve hükümetin “boş yere heyecana kapıldığını” söylüyor. Bazı istihbarat yetkilileri KDHC’yi aslında hiçbir söz vermeyip Güney Kore ile ABD’nin arasını açmaya çalışmakla suçluyor.

Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae-in ile Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti lideri Kim Jong-un tarafından dün yapılan ortak açıklamada, KDHC’nin Tonckhan-ri füze deneme sahasını uluslararası gözlemcilerin nezaretinde tamamen sökeceği ve ABD’nin gerekli adımları atması durumunda Yonbyon’daki nükleer reaktörünü kapatmaya hazır olduğu ifadeleri Washington tarafından memnuniyetle karşılandı.

POMPEO, KDHC DIŞİŞLERİ BAKANINI GÖRÜŞMEYE DAVET ETTİ

Trump’ın, Twitter’da gelişmeyi “heyecan verici” ve “muazzam ilerleme” olarak nitelemesinin ardından, ABD Dışişleri Bakanı Pompeo da yazılı bir açıklama yaparak KDHC Dışişleri Bakanı Ri Yong Ho’yu gelecek hafta New York’ta yapılacak BM Genel Kurulu’nda görüşmeye davet ettiğini bildirdi. Pompeo ayrıca Washington’un Pyongyang’dan temsilcileri Viyana’da ABD’nin "Kuzey Kore özel elçisi” Stephen Biegun ile görüşmeye davet ettiğini açıkladı.

ABD istihbaratıysa, Washington ile Pyongyang arasındaki diplomasiyi yeniden canlandıran zirveden çıkan sonuca temkinli yaklaşıyor. Her ne kadar ABD’nin KDHC ile “baş müzakerecisi” sıfatını taşısa da Güney Kore liderinin Kim ile dostluk gösterisi ABD istihbaratını kaygılandırıyor.

ABD'Lİ İSTİHBARATÇILARA GÖRE KİM OYALAMA TAKTİĞİ İZLİYOR

Reuters’ın haberine göre, isminin yayımlanmasını istemeyen ABD istihbarat yetkilileri, KDHC’nin aslında ABD ile Güney Kore’nin arasını açmaya çalıştığını öne sürdü. KDHC’nin asıl amacının yaptırımları hafifletmek ve Kore Savaşı’nın ardından bir barış anlaşması imzalanmadığı için resmen süren savaşı sona erdirmek olduğunu belirten istihbaratçıların görüşüne göre, Pyongyang bu amacına ulaşmak üzere nükleersizleşme konusunda “oyalama taktiği” izliyor. Buna göre KDHC’nin ana nükleer tesisini kapatmayı “ABD’nin adım atması” şartıyla kabul etmesi de bu taktiğin bir parçası. 

Ancak KDHC’nin müzakerelerin başından beri “nükleerden arınma”nın tüm Kore Yarımadası için geçerli olması ve tek taraflı adım atmayacağı konusunda tutarlı olduğu biliniyor. Zira dün yayımlanan ortak açıklamada da Kore Yarımadası’nı "nükleer silah ve tehditlerin olmadığı bir barış diyarı haline getirme" ifadelerine yer verilmişti.

SEUL'LE YAKINLAŞMA ABD'NİN ASKERİ VARLIĞININ GEREKÇESİNİ ORTADAN KALDIRIR MI?

Daha önce ABD ile KDHC arasındaki müzakerelere katılan bu istihbaratçıların bir diğer kaygısı da, Pyongyang’ın Seul’le ekonomik ilişkilerini geliştirerek ABD’nin yaptırımlarını hafifletmeye ve yarımadadaki ABD askeri varlığının gerekçesini ortadan kaldırmaya çalışması. İstihbaratçılar bu kaygılarını dile getirirken, Trump’ın bu yaz Güney Kore ile “savaş oyunları”nın askıya alınması sırasında bu tatbikatların zaten pahalıya mal olduğu açıklamasını da hatırlatıyor.

EKONOMİK BAĞLAR VE ABD YAPTIRIMLARI

Dün yayımlanan ortak açıklamada, “koşullar oluştuğunda" Güney ile Kuzey arasındaki sınır kenti Kaesong’da bir fabrika sahasının kurulması ve KDHC’de yer alan Kumgang Dağı’na turistik turların başlaması kararlaştırılmıştı. Ayrıca iki ülke arasındaki kara ve demiryolu bağlantılarının yeniden kurulması da zirvede kararlaştırılan maddeler arasında yer alıyordu. Pyongyang ziyaretinde Güney Kore liderinin heyetinde Samsung, SK ve LG gruplarından üst düzey temsilcileri de yer alıyor.

Reuters’a konuşan ABD istihbarat yetkilileri KDHC’nin yaptırımlara rağmen Güney Kore ile ekonomik ilişkilerini geliştirmesinin mümkün olmadığı kaydını düşüyor.


12. Sınıf ders kitabındaki 'Gezi'yle ilgili ifadelere lise ve üniversitelilerden tepki

MEB'in hazırladığı ve kamuoyunda eleştirilere neden olan kitaba dair Solcu Liseliler ve Türkiye Komünist Gençliği bir açıklama yaptı. Açıklamada "AKP, Gezi karşısında çaresizdir, ders kitaplarında da bu acizliğini göstermiştir" ifadelerine yer verilirken, bugün yapılması gerekenin mücadeleye devam etmek olduğu belirtildi.

MEB tarafından 12. sınıf öğrencileri için hazırlanan Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi kitabında Gezi Parkı direnişine değinilen bölümde skandal bir detay ortaya çıktı. Kitabın ilgili bölümünde Gezi Parkı direnişi “Hükümetten rahatsızlık duyan ve eylemleri organize eden kesimler, hükümetin ekonomik ve demokratikleşme alanında attığı adımların kendi ayrıcalıklarını sonlandırmasından hoşnut değildi” cümleleriyle ifade edildi. 

Kamuoyunda eleştirilere neden olan kitaba dair Solcu Liseliler ve Türkiye Komünist Gençliği bir açıklama yaptı. Açıklamada "AKP, Gezi karşısında çaresizdir, ders kitaplarında da bu acizliğini göstermiştir" ifadelerine yer verilirken, bugün yapılması gerekenin mücadeleye devam etmek olduğu belirtildi.

"Siz kitaplarınızdaki masalları, külahımıza anlatın!" başlığını taşıyan açıklamada şöyle denildi:

"Milli Eğitim Bakanlığı’nın 12. sınıflar için hazırladığı “Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi” kitabı, Gezi Direnişi'ne yönelik çarpıtılmış ifadelerle doldurulmuş. Meydanı boş zannedip atmışlar, tutmuşlar… Kitabın o bölümü Haziran Direnişi’nden nasıl korktuklarının çok açık kanıtı olarak görülmelidir. 

Türkiye tarihinde bu kadar yaygınlık kazanmış, Türkiye’nin 79 şehrinde, milyonlarca insanın katılımcısı olduğu bir toplumsal hareketle ilgili bir dünya yalanı arka arkaya sıralamışlar. "Camide içki içtiler"le başlayıp, Kabataş’a kadar uzanan yalan silsilesini de unutmuş gözüküyorlar.

Bizler o dönemin lise ve üniversite öğrencileri olarak yaşadıklarımızı ne unuttuk ne de genç arkadaşlarımıza unuttururuz. 

Liseli kardeşlerimiz, Haziran Direnişi’ni bir de bizlerden dinleyin:

Haziran Direnişi, benimsediği ana sloganda denildiği gibi bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır.

Haziran Direnişi başka özgün özellikleriyle beraber o dönemin toplumsal mücadelelerinin zirvesini temsil etmiştir.

Haziran Direnişi, solun, sosyalizmin özgürlükçü, eşitlikçi, paylaşmacı değerlerinin halkın bağrında nasıl filizlendiğini, nasıl topluma derinlemesine nüfuz etmiş olduğunu da göstermiştir.

Gezi parkında başlayan ve AKP’ye karşı büyük bir halk tepkisi olarak devam eden eylemler, kuşkusuz etkisi ve izi silinemeyecek sonuçlar ortaya çıkarmıştır; 11 yıllık AKP baskıcılığının geriletildiği ama yıkılamadığı bir siyasi süreç olmuştur.

Zorbalık kaybetmiş, kazanan halkımız olmuştur.

Evet, bu tarihi unutmak ve unutturmak istiyorlar.

Çünkü:

Haziran Direnişi’nde 8 genç katledildi. AKP'nin insanlık dışı saldırılarında en az on bine yakın yurttaş yaralandı. En az 13 direnişçi polisin attığı gaz bombaları sonucu gözünü kaybetti.

AKP iktidarı haftalar süren direnişi, görülmemiş bir polis terörü ve duyulmamış bir yalan kampanyasıyla söndürmeye çalıştı.

Ülkenin aydınlık birikiminin ayağa kalkmasını, “hükümet istifa” sloganlarının meydanları inletmesini kabul edememişlerdi. AKP diktatörlüğünün yok saydığı halk ayağa kalkmıştı bir kere. Milyonlarca insan sokaklarda direndi, bu sayının çok daha fazlası pencerelerde, balkonlarda tencereleri tavalarıyla eylemlere destek verdi. 

Dengeler bozulmuş, direksiyon hakimiyetini kaybetmişlerdi. 

Ve Türkiye o süre direnişle birlikte yaşamayı öğrendi. Eylemlerin sonu gelmedi, halkın öfkesi dinmedi. Kimi durdu, kimi yürüdü. 

Sonuç, Türkiye AKP'ye, halkımız padişaha boyun eğmedi.

AKP, Gezi karşısında çaresizdir, ders kitaplarında da bu acizliğini göstermiştir.  

Bugün yapılması gereken, yapılacak olan ise bellidir: Mücadeleye devam etmek.

Sınavda Gezi Parkı sorusuna da cevabımız belli: Biz de Geziciyiz…

Solcu Liseliler
Türkiye Komünist Gençliği"


İmar Kanunu değişiyor: Zaten uygulamıyorlardı, artık yasaya da gerek kalmadı

İmar Kanunu'nun değiştirilmesi gündemde. İlgili kamu kurumlarından görüş alınmak üzere bir taslak elden ele dolaştırılıyor. Bu taslak incelendiğinde görünen o ki, İmar Kanunu sermayenin ihtiyaçlarına göre değiştiriliyor. İşte yeni İmar Kanununun şifreleri...

3194 sayılı İmar Kanunu’nda yapılmak istenilen değişiklikler, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan taslakla tartışılmaya başlandı.

Bakanlık nezdinde yürütülen taslak çalışmalarında, planlara dava açılma sürelerine, iptal edilen plan kararlarında inşaat işlemlerinin yürütülmesine, imar hakkı transferine, yapım ve denetim işlerinin fenni mesuliyetine ve inşaat alanı artışının koşullarının belirlenmesine dair önemli değişiklikler göze çarpıyor.

PLANLAR, MAHKEMELERDEN VE MAHKEME KARARLARINDAN KAÇIRILIYOR

İmar Kanunu taslağında, planların kesinleştiği tarihten 6 ay sonra dava açılamayacağı hükmünün yanı sıra, “İmar planlarının kesinleşmesinden itibaren 6 aylık süreden sonra, en az su basman seviyesine gelmiş olan yapıların; afet riski gerekçesi haricindeki plan iptali, revizyonu veya değişikliği gerekçe gösterilerek, ruhsatları iptal edilemez, inşaatı durdurulamaz.” hükmü yer alıyor.

Mevcut durumda, planların askıya çıkmasının ardından, 30 gün içerisinde itiraz edilebiliyor, itiraza yanıt verilmemesi ya da olumsuz yanıt verilmesi durumunda, yargı yoluna başvurulabiliyor, bu koşullarda, imar planlarına en geç 2 ay içerisinde dava açılması gerekiyordu.

Bu anlamda, dava açma süresine getirilen kısıtlamanın, imar planlarının standart askı sürecine ilişkin bir etkisi bulunmuyor.

Ancak, parselasyon planlarına, imar durumuna, ruhsatlara açılan davalarda, söz konusu işlemlerin dayanağı olan imar planlarının da dava konusu edilebildiği dikkate alındığında, mevcut düzenlemenin bu tür davaların önünü usul yönünden kapatmaya dönük olduğu görülüyor.

İmar planlarının iptal edilmesi durumunda, inşaatların durdurulamayacağına ilişin düzenleme ise, mahkeme kararının hiç bir hükmünün olmaması anlamına geliyor.

Mahkeme tarafından imar planlarının iptal edilmesine yönelik bir karar verildiğinde, planlama alanındaki inşaatın seviyesi yerel yönetim tarafından tespit edilerek tutanak altına alınması ve ardından inşaatın durdurulması gerekiyor, planın iptal edildiği tarihe kadar yapılan inşaat seviyesi ise “kazanılmış hak” olarak kabul ediliyordu.

Fiiliyatta, yerel yönetimlerin çoğu, inşaatın durdurulması işlemlerini yerine getirmese de, toplumsal baskının yoğun olduğu örneklerde, adım atmak zorunda kalıyordu.

Ancak, yeni getirilen düzenleme ile, imar planı iptal edilse bile, inşaatlara devam edilmesine olanak yaratılıyor.

Hem planlara dava açılma süresine sınırlama getiren hüküm, hem de ruhsat ve inşaatların durdurulamayacağına dair hüküm, idare hukukunun yetki alanına giriyor ve hukuk alanında önemli bir yetki aşımı yapılıyor.

KAMU ADINA DENETLEME YETKİSİ ÖZEL ŞİRKETLERE TESLİM EDİLİYOR

İmar Kanunu’nda yapılmak istenilen değişikliklerden biri de, kamu kurumları tarafından hizmet alımı ile yaptırılan inşaatlarda, inşaatın yapım ve denetim işlerinin “fenni mesuliyeti”nin, kamu kurum ve kuruluşları adına danışman firmanın mimar ve mühendislerine devredilmesini içeriyor.

Bu düzenleme önerisi ile, özel bir şirketin ücretli çalışanı statüsünde olan ve hiç bir iş güvencesine sahip olmayan kişilerin, kamu adına “bağımsız” denetim yapması bekleniyor.

PARAYI VERENE İNŞAAT ALANI ARTIRILIYOR

Yapılan en önemli değişikliklerden biri de, “Yoğunluk artışı, bina yüksekliği, kat adedi, kullanım amacı değişikliğine yönelik uygulama imar plan değişikliği sonucu değerinde artışı olan taşınmaz maliklerinden taşınmazın artan arsa değerinin yüzde 30’u oranında değer artış payı alınır” hükmünün getirilmesi.

İmar Kanunu’nun mevcut halinde, yoğunluk artışı, bina yüksekliği ya da kat adedi artışı yapılamıyor ya da yapılması durumunda da artışın gerektirdiği sosyal ve teknik donatı alanlarının imar planında ayrılmasını gerektiriyordu.

Yapılmak istenilen değişiklik ile, “değer artış payı” verilmesi durumunda, istenilen inşaat artışının yapılabilmesinin önü açılırken, inşaat artışı için bir kısıtlama getirilmediği için, ada ölçeğinde çok büyük yapıların ortaya çıkmasına olanak sağlanıyor.

Söz konusu düzenleme taslağında, değer artış payının hangi kurumlara aktarılacağına dair hükümlere de yer veriliyor. Taslağa göre, payın yarısının imar planı değişikliğini onaylayan ilgili idarede açılacak kamulaştırma hesabına, yarısının da Bakanlığın Dönüşüm Projeleri Özel Hesabına (ya da Maliye Bakanlığı)”, büyükşehirlerde ise üçte birinin büyükşehir belediyesinin kamulaştırma hesabına, üçte birinin ilgili ilçe belediyesi kamulaştırma hesabına, üçte birinin de Bakanlığın Dönüşüm Projeleri Özel hesabına yatırılması hedefleniyor.

Böylece, plan değişikliği yapılması için zorunlu olan “kamu yararı”, kamusal mekanların yaratılmasından elde edilecek paya indirgeniyor.

SERMAYE AKTARIMININ ÖNÜ AÇILIYOR

Getirilmek istenilen bir değişiklik ise, plan değişikliklerinin yapılabileceği ölçeğin sınırlandırılmasını hedefliyor. “Ada oluşturan tek parseller hariç olmak üzere parsel bazında; nüfus, yapı yoğunluğu, kat adedi, bina yüksekliğini arttıran imar planı değişiklikleri yapılamaz” hükmü ile, parsel ölçekli plan değişiklikleri engelleniyor.

Yapılmak istenilen düzenleme, ilk bakışta, olumlu bir içeriğe sahipmiş gibi gözükse de, arkasında gizli bir niyet barındırıyor. Ada ölçeğinde yapılacak inşaatların, parsel ölçeğinde yapılan inşaatlara kıyasla daha büyük bir sermaye birikimi istediği dikkate alındığında, yapılan düzenlemenin, inşaat alanında parsel ölçeğinde faaliyet gösteren küçük–orta ölçekli inşaat şirketlerinin piyasadan çekilmesine ya da büyük şirketlerin taşeronu olmaya iteceği görülüyor.

İMAR HAKKI TRANSFERİ İLE YOĞUNLUK ARTIŞINA ZEMİN HAZIRLANIYOR

Taslakta yer alan bir diğer düzenlemeye göre de, imar planında eğitim, sağlık, yeşil alan gibi sosyal ve teknik altyapı alanlarında kalan özel mülkiyetler için, bu alanların 5 yıl içerisinde kamulaştırılmaması durumunda, taşınmazların imar hakkının başka bir bölgeye taşınmasının, farklı bir yerleşim alanında inşaat alanının arttırılmasının önü açılıyor.


Yeni Asya-AKP kavgası büyüyor: Tüm cemaatlere çağrı yaptılar

15 Temmuz'un ardından Gülen Cemaati dışında önce Furkan Vakfı'nı ardından da Adnan Oktar Cemaati'ni hedef alan AKP'nin sıradaki hedefi olduğu belirtilen Yeni Asya ekibinden açıklama geldi. AKP'nin olası operasyonu öncesi cemaatlere çağrıda bulunan Nurcu Yeni Asya, tüm cemaatlerinin kökünün kazınmaya çalışıldığı ileri sürüldü.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından kendisine doğrudan destek veren tarikat ve cemaatlere desteğini sürdüren AKP, bazı cemaat ve tarikatları ise tasfiye etmeye devam ediyor.

Önce Furkan Vakfı'nı ardından da Adnan Oktar Cemaati'ni hedef alan AKP'nin sıradaki adımının Nurcu Yeni Asya ekibi olacağı belirtiliyor.

AKP'ye yakınlığıyla bilinen gazeteler tarafından sık sık hedef alınan Yeni Asya'nın Gülen ekibiyle yakınlığı olduğu ileri sürülürken, konuya ilişkin Takvim gazetesinde yer alan bir haberde, "Kripto biçimde FETÖ'nün çıkarlarına hizmet eden yayınlarıyla bilinen Yeni Asya gazetesi, bugün de kirli algı operasyonuna devam etti. 15 Temmuz'dan bu yana FETÖ ile ilişkisi sıkça gündeme gelen Yeni Asya'nın, bir terör örgütü ile böylesine kripto işbirliğini nasıl sürdürdüğü merak ediliyor" ifadeleri yer almıştı.

'GÜLEN'DEN ÖNCE TEKLİF YENİ ASYA'YA GELMİŞ...'

Artan operasyon sinyalleri sonrası daha önce de açıklamalar yapan Yeni Asya, Gülen'e yakınlığına yönelik iddiaları yalanmış, Gülen'in 1974’te Yeni Asya ile yolunu tamamen ayırdığını ileri sürmüştü. Yine Yeni Asya'dan yapılan açıklamada, "12 Eylül’den sonra darbecilerin belli şartlar karşılığında birlikte çalışma teklifinde bulunduğu Mehmet Kutlular’ın, 'Ben reddedince Gülen’e gittiler' açıklaması, sonraki süreç ve gelişmeler dikkate alındığında son derece manidardır. Gülen’in önünün açılması ve görünen görünmeyen yoğun desteklerle getirildiği nokta, Kutlular’ı teyid etmiştir. Zamanla bu destek Türkiye’nin inisiyatif ve kontrolünden çıkmış ve uluslararası 'ılımlı İslâm' projeleri için kullanılma boyutuna ulaşmıştır" denilmişti.

CEMAATLERE ÇAĞRI YAPTI

Bugün konuya ilişkin yeni bir başyazıya yer veren Yeni Asya, kendisini "Risale-i Nur hizmetlerinin neşir organı" olarak tanımlarken, cemaatlerin kökünün kazınmak istendiğini belirterek, tüm cemaatleri birlik ve dayanışma içinde olmaya çağırdı. "15 Temmuz gibi meş’um bir hadise sonrasında irfanî geleneğimiz, Diyanet gibi kurumlarımız ve siyaset de alet edilerek cemaat ve tarikatların hedef alınması, hattâ 'kökünün kazınması' yönündeki çabalara, cemaatlere yönelik haksız itham ve uygulamalara Kur’ân’ın adalet, hakkaniyet ve kardeşlik esaslarının gereği olarak karşı çıktık" denilen açıklamada, "Ve ayrım gözetmeden bütün cemaatleri hedef alan bu planlara karşı ortak birlik, dayanışma ve ortak tavır alma çağrısı yapıyoruz" ifadelerini kullanıldı.

SEÇİMDE 'MİLLET İTTİFAKI'NA DESTEK VERMİŞTİ

Yeni Asya gazetesi, 24 Haziran seçimleri öncesinde iki sayfalık bir broşür yayımlamış “Demokrasi ve adalet için Millet İttifakı” diyerek CHP, İyi Parti ve Saadet Partisi ittifakına destek vermişti.

Yapılan bu destek açıklaması AKP ile Yeni Asya ekibinin ayrılığının kanıtı olarak yorumlanmıştı.

İLGİLİ HABER
Nur Cemaati seçim kararını açıkladı: Millet İttifakı...

 


Bursa'da 'tarihi' ikiyüzlülük

Bir yanda 2 bin 700 yıllık tarihi koruma ve yaşatma çabasında olan kent gönüllüleri, diğer yanda sermayenin “dostlar alışverişte görsün” ikiyüzlülüğü… Myrleia Antik Kenti üzerinde AVM açmak için “İmar Barışı”ndan yararlanarak tarihi yok sayan Özdilek Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özdilek, Bursa’nın bir başka değeri olan Gölyazı’da tarih ve turizm buluşması organize etti. Bursa protokolünün...

2 bin 700 yıllık Myrleia Antik Kenti üzerinde AVM açmak için “İmar Barışı”ndan yararlanarak, tarihi yok sayan Özdilek Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özdilek, Bursa’nın bir başka değeri olan Gölyazı’da tarih ve turizm buluşması organize etti. Özdilek’in bu tarihi ikiyüzlülüğüne, kendi deyimleriyle “Bursa zirvesi” de dahil oldu. Gölyazı’nın uluslararası alanda daha da ön plana çıkması, eksiklerin tespit edilmesi ve yöre halkının taleplerinin belirlenmesi amacıyla Skal Turizm Profesyonelleri Derneği üyesi iş insanlarından gelen teklif, Özdilek Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özdilek’in çağrısıyla gerçekleştirildi. Yıllardır Mudanya’nın ilk kurulduğu yer olan Myrleia’nın tarihi ve turistik bir değer olarak yaşatılması için mücadele eden Myrleia Antik Kenti Platformu’nun çağrılarına kulak asmayan Bursa protokolü, Özdilek’in çağrısıyla yapılan toplantıya katılarak, tarihi ve turistik değerleri korumaya yönelik konuşmalar yaptı. 

GÖLYAZI’DA BİRLİKTE, MUDANYA’DA KÖR, SAĞIR DİLSİZ

Özdilek’in çağrısıyla Gölyazı’da düzenlenen tarih ve turizm zirvesine Vali İzzettin Küçük, Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, CHP’li Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Sönmez Holding Yönetim Kurulu Başkanı Celal Sönmez, İNOKSAN Yönetim Kurulu Başkanı Vehbi Varlık, Uludağ İçecek Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ömer Kızıl, GÜMTOB Başkanı Mehmet Haluk Beceren, Bursa Turizm Platform Koordinatörü Hasan Eker, Kırcılar A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Kırcı, BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Irmak Arslan ve birçok iş insanı katıldı. 

DOSTLAR ALIŞVERİŞTE GÖRSÜN 

Myrleia’ya sahip çıkan, Özdilek’e tarih üzerine alışveriş merkezi yapmaması için defalarca çağrıda bulunan Mudanyalılara kulaklarını tıkayan Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özdilek, Gölyazı’da gerçekleştirilen toplantıda “Fikir bizlerin, kazanç sizlerin olacak. Eğitim gerekiyorsa firmam adına söz veriyorum eğitim ve danışman tutmaya hazırım. Tuvaletleri gördüm, böyle tuvaletle turizm yapılmaz. Hızla yenilenmesi lazım. Hemen tuvaleti onarmaya ben hazırım. Ancak iyi turizm yapılması kafaların değişmesiyle mümkün. Buraya önce burada yaşayanlar sahip çıkacak” dedi.

BELEDİYE BAŞKANI HAYRİ TÜRKYILMAZ İSYAN ETTİ 

Mudanya’nın sesine kulak verilmediğini dile getiren Mudanya Belediye Başkanı Hayri Türkyılmaz ise, tarihi ikiyüzlülüğe isyan etti. Yıllardır Myrleia Antik Kenti Platformu üyesi kent gönüllüleri ile birlikte Myrleia’nın korunması ve geleceğe taşınmasına yönelik başta Bursa Valiliği olmak üzere tüm Bursa’ya çağrıda bulunduklarını hatırlatan Başkan Türkyılmaz, “Özdilek, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın İmar Barışı kapsamında Yapı Kullanma Ruhsatı karşılığı olan izin belgesini iki saatte alabiliyorken, acele kamulaştırma davası kararımızı bildirdiğimiz Bakanlık, sesimize kulak vermedi. Bulunabileceğimiz her türlü girişimi denedik, süreç sonucunda ne yazık ki yasa gereği, ruhsat vermek zorunda kaldık. Tarihi değerlerimiz düşünülmeden çıkarılmış bu İmar Affı bizler için bir tarihi bir katliama dönüşmüştür. Mudanya’nın sesine kulak tıkayan Bursa protokolü de bu tarihi katliamın sorumlusudur. Tarihin sermayeye peşkeş çekilmesine göz yumulmuştur” açıklamasını yaptı. 


Her şey o katliamla başlamıştı: Adeta Kırmızı Pazartesi

11 Mayıs 2013 tarihinde Reyhanlı'da 53 yurttaşın yaşamını yitirdiği, 155 kişinin de yaralandığı katliam, sonrasında art arda yaşanacak benzer olayların ilk halkası olmuştu. Dava sessiz sedasız 23 Şubat 2018'de verilen kararla sonlandırılırken, geriye büyük sorular kalmıştı. Davanın kapanmasının ardından katliamın planlayıcılarından olduğu belirtilen Yusuf Nazik'in Suriye'de...

Dönemin Başbakanı Erdoğan'ın ABD ziyaretinden hemen önce gerçekleşmişti Reyhanlı Katliamı...

11 Mayıs 2013 tarihinde gerçekleşen kanlı katliam 53 yurttaşın yaşamına mal olurken, 155 kişi de bu saldırıdan yaralı olarak kurtulmuştu.

Reyhanlı'daki katliamın ardından art arda birçok kanlı saldırıya daha sahne olan Türkiye'de, ilk halkanın sorumluları hep karanlıkta kaldı. Katliamın hemen ardından iş makineleriyle yapılan temizlik, ardından gelen "Suriye yaptı" açıklaması, buna karşın ortaya çıkan MİT belgesinde tam aksi yönde uyarıların yer aldığının görülmesi de soru işaretlerini artırdı.

Katliamdan sonra, "53 sünni yurttaşımız şehit edildi" diyen ve ardından ABD'ye gidip Suriye'de "uçuşa yasak bölge" talep eden Erdoğan o dönemde ne söylediyse, 5 yıl sonra gelen kararda da aynı şeyler söylendi. 

Tam Reyhanlı dosyası artık kapandı derken, bu kez İdlib'e Suriye ve Rusya operasyonun konuşulduğu dönemde, Reyhanlı'daki katliamın planlayıcılarından olduğu belirtilen Yusuf Nazik, Lazkiye'de yapıldığı belirtilen bir operasyola MİT tarafından Türkiye'ye getirildi. Türkiye'ye gelir gelmez önceki "Heysem Topalca, Suriye’deki cihatçılara destek veren Suriye vatandaşı bir Türkmen. Bize bu tezgâhı kuran kişi, Heysem Topalca olabilir. Topalca’yla zaman zaman Reyhanlı’dan mal geçirmek için işbirliği yapıyorduk. Bu adam eskiden beri kaçakçılık yapar. Hem Reyhanlı bölgesinden hem de Yayladağı’ndan geçiş yapabiliyor. Biz Reyhanlı’ya yanaşamıyoruz bile. Oralar cihatçıların elinde. Bizi görseler keserler. Bu işte kesinlikle onun parmağı var" açıklamasından vazgeçen Nazik, katliam talimatını Suriye devletinden aldığını, saldırıyı kendisinin planladığını söyledi.

Nazik'in gözaltındaki ifadesinde neler söyleyeceği, mahkemede nasıl açıklamalar yapacağı şimdilik bilinmezken, unutulan Reyhanlı Katliamı dosyasını, davanın avukatlarından Sevinç Hocaoğulları ile tüm boyutlarıyla konuştuk.

KATLİAMDAN ÜÇ GÜN ÖNCE YAPILAN İHBAR

Reyhanlı Katliamı, öncesi, sonrası, saldırı anı ve dava süreciyle sürekli tartışma konusu oldu. Bu davada bazı noktaların ısrarla karanlıkta bırakıldığı eleştirileri yapıldı. İsterseniz bu aşamalardan ilkiyle, yani katliamın hemen öncesinden başlayalım, katliam nasıl geldi?

Reyhanlı Katliamı için sanırız ilk söylenecek şey "göz göre göre geldiği" olacaktır. Katliamdan hemen önce, belli ki bir MİT elemanı, Emniyet Müdürlüğünü arayarak ihbarda bulunuyor. Yani MİT elemanı olduğuna dair net bir bilgi yok ama öyle varsayıyoruz, 8 Mayıs’ta arayarak ihbarda bulunuyor. Yani katliamdan tam üç gün önce yapılıyor bu ihbar.

Neler vardı bu ihbarda?

Saldırının nasıl düzenleneceğinden tutun da tüm ayrıntılarına kadar detaylı bir ihbardı bu. “Böyle bir saldırı düzenlenecek, şu tarihte düzenlenecek, sınır kapısından Türkiye’ye giriş yapacaklar, saat konusu belli değil ama belli olunca ayrıca bilgi veririm. Bunlar iki tane bombalı araç hazırlayacak, bu işin içinde yer alanlar şunlar şunlardır” diyor ihbarı yapan kişi. Yani katliamdan üç gün önce tüm ayrınlar bir ihbarla iletilmişti. Bu ihbarda ismi geçenlerin tamamı şimdi dosya sanığı durumunda.

İhbarın ardından 'yetkili' kurumların ilk tepkisi neydi?

Bu ihbar üzerine ilk olarak ismi verilen kişiler hakkında teknik takip kararı alınıyor. Mesela Temir Dükkancı, o da firari sanıklardan. İhbarda bu kişinin Türkiye’ye gireceği, bomba düzeneğini onun hazırlayacağı belirtiliyor. Dosyanın en önemli isimlerinden Nasır Eskiocak'ın da adı veriliyor bu ihbarda. Davada 'Yusuf Nazik’ten talimat aldım' diyen kişidir Nasır Eskiocak. Bu kişi hakkında da teknik ve fiziki takip kararı alınıyor. 


Avukat Sevinç Hocaoğulları

HERKES BİLİYORDU, HERKES...

Peki bu ihbar tüm kurumlara ulaşıyor mu?

İçişleri Bakanlığı da dahil olmak üzere tüm ilgili kurumlara iletiliyor. Bakanlık da dahil olduktan sonra MİT ayın 10’unda bir bilgi notu düzenliyor. Üzerine araç alınan kişiler bunlar bunlar diye ayrıntılı bir bilgi notu bu. Yani araç plakalarına kadar tespit edilmiş oluyor artık. Ayın 10’u itibariyle her şeyi biliyoruz kısacası.

Sonra geliyorum diyen katliam geliyor…

11 Mayıs 2013'de, Antakya’dan yola çıkan iki araç, Reyhanlı’nın en merkezi yerinde, Emniyet’in olduğu, belediye binasının olduğu yerde patlatılıyor.

Yani saldırıyı yapacak kişiler belli, araçlar belli, bomba düzeneğini kimin hazırlayacağı belli ve her şey biliniyor. Üstelik teknik ve fiziki takip var ama katliam gerçekleşiyor.

Dosyada teknik ve fiziki takip başlığında neler olduğu da yer alıyor. Nasır Eskiocak ve Temir Dükkancı takip ediliyor. Bunlar Harbiye civarında bir yerlerde buluşuyorlar, sonra "takibe elverişli olmadığı için takibe son verilmiştir" deniliyor.

'DAVA SÜRECİNDE KARANLIKTA BIRAKILAN NOKTALAR VAR'

İkinci aşamaya geçersek, katliamın ardından davaya kadar geçen süreçte Reyhanlı dosyası nasıl bir seyir izledi?

Katliam gerçekleştikten hemen sonra kısıtlılık kararı alınmıştı biliyorsunuz, ardından da yayın yasağı kararı. Sonra bu yasak kalktı ama soruşturma sürecinin tamamı sağlıksız bir şekilde yürütüldü. İlk olarak Özcan Şişman yürütmüştü soruşturmayı. Daha sonra Cemaat soruşturması kapsamında tutuklandı Şişman.

Şimdi bu başlıkta da üzerine gidilmesi gereken ama ısrarla karanlıkta bırakılan noktalar var.

Özcan Şişman’ın, kamu görevlilerinin kusurunun araştırıldığı dosyada, “kimsenin kusuru yok, zaten gereği yapıldı” gibi bir karşı çıkışı var.

Şişman, 8 Mayıs'ta gelen ihbarı dosyaya koyuyor ama katliamın yapılan tüm çalışmalara rağmen engellenemediğini ileri sürüyor. Ancak Şişman, MİT'in bilgi notundan hiçbir şekilde bahsetmiyor. Olan sanıklar üzerinden öyküyü yazıyor.

Sonra Şişman, MİT TIR’ları savcısı oldu, iktidar-cemaat kavgası başladı, Şişman açığa alınıp tutuklandı. Daha sonrasında Şişman hakkında Reyhanlı soruşturmasını gereği gibi yürütmediği gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Bu sefer Şişman oradaki yargılamada, aslında MİT’le ilgili yanlış yönlendirildiğini söyledi. Yani başta ihmal yok diyen Savcı, tutuklandıktan sonra MİT tarafından yanlış yönlendirildiğini ileri sürdü. Diğer dosyalardan, Adana’daki sarin gazı, füze başlıkları soruşturmalarından da söz etti, "bu süreçlerde de karanlık noktalar var" dedi. Hatta Heysem Topalca’nın da adı geçti bu noktada. "Bu sürecin içinde karanlık bir takım şeyler var" diye MİT’i ima etti. MİT de tersinden Özcan’ı suçladı.

Ancak soruşturmanın başladığı aşamada ikisinin de birbirini hedef aldığı bir tablo göremiyoruz. 

'ORTADA TEYİT EDİLMİŞ BİR İHBAR VAR'

AKP tarafından yapılan açıklamalarda olayın suçunun MİT'e yıkılmak istendiği savunması yapılıyor.

Katliamın gerçekleşeceğinden hepsinin haberi var. Hepsine ulaşmış ihbar ve bilgi notu. Ortada sıradan bir ihbar yok, belirtilmeyen bir zamanda "saldırı olabilir" gibi bir karanlık nokta yok. Tüm ayrıntıları verilerek bildirilen bir ihbar var elimizde. Üstelik adı geçenler ülkeye giriş yapmış, teknik takip altına bile alınmış. İhbarın doğruluğu açık ki teyit edilmiş. 

Hatay’da Valilik düzeyinde gündeme geliyor bu ihbarlar. Yani karşılıklı o sorumluydu, bu sorumluydu diye yapılan suçlamalarda hiçbir şekilde samimiyet yok.

KAMU GÖREVLİLERİNE GÖZ YUMULDU

Yargılama sürecince neler yaşandı?

Biz bu süreçte, tam da az önce anlattığım nedenlerle adı geçen tüm kamu görevlilerinin bu soruşturmada yer almasını istedik. Emniyet, Valilik, MİT… Ancak hiçbiri bu sürece dahil edilmedi. Polislerle ilgili açılan basit bir dosya var sadece, o da tüm taleplerimize rağmen ana dosyayla birleştirilmedi.

HEYSEM TOPALCA İDDİALARI

Bu süreçte sınır kontrolünün cihatçılarda olması, Heysem Topalca gibi cihatçı isimlerin de saldırıda rol aldığı iddiaları mahkemenin gündemine giremedi sanıyoruz.

Bu davanın karanlık noktalarından biri oldu Heysem Topalca. Topalca adı sıkça geçti bu süreçte ancak soruşturulmadı. Nasır Eskiocak'ın ifadelerinde “hacı” diye biri var. Bu isim benzer başka dosyalarda Heysem Topalca’yı işaret ediyordu. Birkaç yerde daha adı geçiyordu, Cilvegözü ve Niğde Ulukışla saldırılarında adı geçiyordu Topalca'nın. Eski Savcı Özcan Şişman’ın "kimi kamu görevlilerinin yönlendirdiği kişiler var" derken ima ettiği kişi de Heysem Topalca olabilir. Ancak tüm bu iddialar bir karşılık bulmadı. Topalca ile ilgili bir takım sorular sorduk, ilgili kurumlar, MİT ve jandarma çok alakasız yanıtlar verdi. Sonra hakkında arama kararı varken, Reyhanlı’da basit başka bir işten yargılandığını öğrendik. 

Bu başlık da karanlıkta bırakıldı yani…

Evet, bu süreçte olayı aydınlatmak için yürüdüğümüz birkaç kanal vardı ve hepsi de teker teker kapatıldı. Sonuçta sanıklar hakkındaki yargılama zaten en başta bildiğimiz isimlere, ihbarda adı geçenlere verilen cezalarla kapatıldı.

Kamu görevlilerinin sorumluluğunun üstüne gitmemek, bu kadar açık bir ihbar varken adım atmamak neden sizce?

Bu katliamın sorumluluğu, tüm detayların bilinmesine rağmen önlem almayan devlet görevlilerinde. Ancak sanki hiç böyle bir şey olmamış, saldırıdan habersizmiş gibi devam etti bu dava süreci. Israrla mahkeme sürecinde bu talepler görmezden gelindi, dosyaya bu sorumlular eklenmedi. Tarihten bu sayede bir not, önemli bir not çıkarılmak istendi diye düşünüyorum.

Biz de tüm gerçeğe ulaşmak için sorgulamaya devam ediyoruz.

'TAKİP EDİLDİKLERİNİ HEPSİNİN HİSSETTİĞİNİ SÖYLÜYOR'

Tam da bu noktada Yusuf Nazik olayını sormak istiyorum. Nasır Eskiocak tarafından "talimatları veren kişi" olarak tarif ediliyordu Nazik. Aynı zamanda Eskiocak'ın iddiasına göre eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin'le görüşen, MİT'le bağlantısı olan bir isim Yusuf Nazik. Bu iddialar ve Nazik'in Türkiye'ye geldikten sonra yaptığı aksi yönde açıklamalar var. Bundan sonra süreç nasıl devam eder, yargılamada başka bir başlık açılır mı?

Önceki yargılamada ayrılan bir dosya vardı firari sanıklarla ilgili. Şimdi bu dosya görülmeye başlanacak. İdlib meselesi ne olur tartışmaları devam ederken, Lazkiye’de bir MİT operasyonu yapıldığı söyleniyor. MİT sorgulamış, 12’sinde Ankara Emniyeti’ne teslim edilmiş. Ek süre istenebilir gözaltı için. Hala hakkında tutuklama kararı olan dosyaya bir evrak gelmiş değil. Yusuf Nazik ne diyecek bilmiyorum ama Nasır Eskiocak’ın ilk ifadesine benzer bir ifade vardı, saldırının arkasında Suriye’yi işaret eden açıklamalar yaptı.

Nasır Eskiocak ifadesinde, takip edildiklerini hepsinin hissettiğini söylüyor. Bu nokta oldukça kritik diye düşünüyorum. Ve bir yerde vazgeçmeye çalıştıklarını da söylüyor. 

Daha sonra yakalandıktan sonra ÖSO tarafından ilk sorgusunun işkenceyle alındığını söyledi ve itirafta bulunduğu ifadeleri reddetti. Türkiye’de "bomba olduğunu bilmiyordum, uyuşturucu diye biliyordum" ifadesi verdi.

Yine Eskiocak, Yusuf Nazik’in Sadullah Ergin’le teması olduğunu, kendisini MİT’le de tanıştırmak istediğini ancak kendisinin istemediğini iddia etmişti.

'NAZİK, NEYİ, NE KADAR KADAR SÖYLEYECEK'

Peki bundan sonra neler olur, nasıl bir seyir izler süreç?

Yuısuf Nazik neler söyleyecek önemli. Neyi, ne kadar söyleyecek o daha da önemli.

Şimdilik Yusuf Nazik’in yakalanması siyasi bir operasyon ve İdlib düşünüldüğünde o taraftan mı gidecek diye düşündürüyor. Biz yargılamada bu işin neden engellenmedi, neden bombanın yerleştirilmesine izin verildi, neden Reyhanlı'ya kadar seyirci kalındı diye sorduk ve bu sorular henüz bir yanıt bulmadı.

Bunu sorgulayanlar ise mahkemenin sınırına takıldı uzun süredir.

Peki, Reyhanlılı aileler? Dava sürecinin içindeydiniz, aileler neler düşünüyor bu sürece dair?

Onlar çok zor durumda kaldılar. "Kimse sorumlusu ortaya çıkarılsın" dediler en başından bu yana.

Sürecin sonunda verilen cezalar aileleri tatmin etti mi, çok tartışılır.

Onlar için ortada koskocam bir soru işareti ve boşluk kaldı geriye.

Reyhanlı'nın karşısında devletin kontrol ettiği unsurlar vardı, ÖSO vardı, benzer gruplar vardı. Bu aileler bunları biliyor. O yüzden mahkemenin "bu iş böyle oldu" kararı ve ortaya atılan söylemler çok da içlerini rahatlatmadı gibi.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Eskiocak bir de ABD operasyonuyla yakalanıp ABD'ye götürülen Mehmet Gezer'e ilişkin "acayip şeyler söyleyeceğini" ileri sürmüştü, sonra sustu.

Gezer ne rol oynadı, ne yaptı... Buradan gelecek açıklamalar da önemli olabilir.


Gabriel García Márquez'in 1981'de yayımlanan romanının adı Kırmızı Pazartesi. Roman tüm kasaba sakinlerinin gelişini gördüğü bir cinayetin nasıl işlendiğini konu alıyor.


İş cinayeti: Maden mühendisi mermer ocağında iş kamyonunun altında kaldı

Bursa Kemalpaşa’da mermer ocağında çalışan 27 yaşındaki maden mühendisi Aydın Gider, iş cinayeti sonucu yaşamını yitirdi.

Bursa Kemalpaşa’da faaliyet gösteren Tunç Mermer şirketinin ocağında daimi nezaretçi olarak görev yapan 27 yaşındaki maden mühendisi Aydın Gider, iş kamyonunun altında kalarak yaşamını yitirdi.

Politeknik’in aktardığı habere göre 2018’de beş mühendis iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.


Barlas'tan Erdoğan'a 'fazla konuşma' mesajı

Erdoğan'ın dün gaziler günü etkinliğinde yaptığı konuşmada 'kriz falan yok' açıklamasını değerlendiren Sabah yazarı Mehmet Barlas 'Eğer ülkede gerçekten bir kriz yoksa ülkenin siyasi liderleri toplumu geren ifadelerle yapılmış öfkeli ve tepkisel konuşmalar da yapmamalıdırlar' dedi.

Erdoğan'ın dün Gaziler Günü dolayısıyla yaptığı konuşmaya, iktidara yakın köşe yazarı Mehmet Barlas'tan dost uyarısı geldi.

Erdoğan dünkü konuşmasında "Kriz falan sakın ha bunlara aldanmayın. Bunların hepsi manipülasyon. Güçlenerek geleceğe yürüyoruz" ifadeleri tartışma yaratmıştı. Barlas bugünkü yazısında Erdoğan'ın sözlerine katıldığını belirtse de şu ifadeleri kullandı:

"Ancak bizi doğrudan ilgilendiren bir noktayı da hatırlatmadan geçmemeliyiz. Eğer ülkede gerçekten bir kriz yoksa ülkenin siyasi liderleri toplumu geren ifadelerle yapılmış öfkeli ve tepkisel konuşmalar da yapmamalıdırlar. Bu gibi önemli dönüm noktalarında toplumun sakinliğe, güven duygusuna ve istikrarın varlığına inanmaya ihtiyacı vardır. Özellikle ekonominin gerçeklerine karşı yapılmış tepkisel konuşmalar, piyasadaki güven duygusunu zedeleyebilir."

Barlas geçtiğimiz günlerde de Türkiye'nin bugüne kadarki Suriye politikasını eleştirmiş, "Türkiye olarak Hafız Esad rejiminin sona erdiği yanılgısına, ABD ile birlikte düşmüştük. Bu yanılgının rüzgârında, Rusya'nın neden Esad'ın yanında yer aldığını da, İran'ın Esad'ın yanında yer almasının ne anlama geldiğini de tam tahlil edemedik" demişti.


Yoksulluk kanserden ölme riskini artırıyor

Araştırmalar, düşük gelir düzeyine sahip kişilerde kansere bağlı ölüm oranın yüksek gelirlilere göre daha yüksek olduğunu gösteriyor.

Araştırmalar, düşük gelir düzeyine sahip kişilerde kansere bağlı ölüm oranın yüksek gelirlilere göre daha yüksek olduğunu gösteriyor.

Kanser çağımızın en sık görülen hastalıklarından biri. Biyolojik faktörlerin yanı sıra, gelir düzeyinde artan eşitsizlik ve yoksullaşma ve bunun neden olduğu yeterli stres, dengeli beslenme için gerekli olan sağlıklı gıdalardan yoksun beslenme, uygun olmayan yaşam koşulları, sağlık hizmetlerine erişememe gibi faktörler kanser gelişimi ve kansere bağlı hayatta kalma oranları üzerinde bir hayli etkili.

Araştırmalar, etnisite/genetik arka plan gibi demografik özelliklerden ziyade, kanser gelişimi ve buna bağlı hayatta kalma oranın, eğitime erişme imkanı, belirli meslek grupları, sağlık sigortasına sahip olma durumu, yaşam koşulları, çevresel toksinlere maruziyet gibi sosyoekonomik faktörlerle ilişkili olduğuna dikkat çekiyor.

Bu faktörler, kanser riskini artıran yaşam tarzına (örneğin sigara kullanımı, yetersiz fiziksel aktivite, obezite, aşırı alkol tüketimi ve sağlık durumu) zemin hazırlamasının yanı sıra kişilerin kanser taramalarına katılabilme ve kanser konusunda bilinçlenme olanaklarını kısıtlıyor.

Sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlı olan popülasyonlarda, erken dönemde teşhis edildiğinde tedavi edilebilme ya da yaşam süresini uzatabilme ihtimali olan son evre kanserlerin görülme sıklığının da daha yüksek olduğuna dikkat çekiliyor.


www.cancer.gov/about-nci/organization/crchd/about-health-disparities/examples


Merkel'den Brexit açıklaması

Almanya Başbakanı Merkel, İngiltere’nin AB’den çıkışının müzakerelerinin dostça ve saygılı bir atmosferde geçmesini, dilediğini ve Brexit sonrası da İngiltere’ye özellikle güvenlik alanında işbirliğinin devam etmesini umduğunu açıkladı.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Avusturya’nın Salzburg kentinde düzenlenen Avrupa Birliği gayriresmi liderler zirvesi öncesinde yaptığı açıklamada, Brexit’in “iyi bir atmosferde” gerçekleşmesini umduğunu söyledi.

Merkel, İngiltere’nin AB’den ayrılması (Brexit) konusunda iki taraf arasında süren müzakerelerin karşılıklı saygının hakim olduğu iyi bir atmosferde geçmesini umduğunu dile getirdiği açıklamasında, Brexit sonrası Londra ile işbirliğinin başta “iç ve dış güvenlik” olmak üzere belirli alanlarda sürdürüleceğine inandığını kaydetti.

İngiltere ile AB arasındaki müzakerelerde önemli bir döneme girildiğini ve İngiltere Başbakanı Theresa May’ın kendilerini bilgilendireceğini belirten Merkel, zirvede bu konunun da ele alınacağını söyledi.

AB SINIR MUHAFIZLARI

Salzburg’daki zirvede görüşülecek diğer bir konunun ise göç olduğunu belirten Merkel, bu konuda AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker'in, Birliğin sınır koruma ajansı Frontex’in genişletilmesine ilişkin sunduğu önerilerin önemli olduğunu söyledi.

İLGİLİ HABER
Avrupa'ya, yetkileri artırılmış 10 bin silahlı sınır gücü

MASSEN’İN GÖREVDEN ALINMASI

Merkel ayrıca, Almanya iç istihbarat servisi Anayasayı Koruma Teşkilatı  başkanı Hans-Georg Maassen'in görevinden alınarak İçişleri Bakanlığı’nda müsteşarlık görevine getirilecek olmasına ilişkin de değerlendirmede bulundu. Koalisyon hükümetinde yer alan üç partinin genel başkanının yaptıkları toplantıda “Anayasayı Koruma Teşkilatında başkanlık yapan kişiye koalisyondaki tüm partilerin güven duyması gerektiği” konusunda anlaştıklarını ifade eden Merkel, "Bu güven, koalisyonun bazı kesimlerinde yoktu" dedi. Maassen'in bu nedenle görevden alındığını belirten Merkel, kararın doğru ve önemli olduğunu söyledi.


Demir çelik ürünlerinin ithalatında önlem: 200 gün sürecek

Ticaret Bakanlığı'nca, bazı demir çelik ürünlerinin ithalatında geçici koruma önlemi alındı. Buna göre bazı demir çelik ürünlerinde 200 gün süreyle geçici korunma önlemi olarak yüzde 25 oranında ek mali yükümlülük uygulanması kararlaştırıldı.

Bazı demir çelik ürünlerinde 200 gün süreyle geçici olarak yüzde 25 oranında ek yükümlülük uygulanmasına karar verildi.

Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yer alan Ticaret Bakanlığı'nın ithalatta korunma önlemlerine ilişkin tebliğine göre, geçici koruma önlemi ile getirilen ek mali yükümlülük kapsamına, demir ve alaşımsız çelikten yassı hadde ürünleri, çubuklar, teller ve profiller, boru ve içi boş profiller, paslanmaz çelik ile demiryolu ve tramvay hattı malzemeleri giriyor.

Bu ürünlerin ithalatında, öngörülen önlemden muafiyet sağlanması amacıyla; yassı mamuller için 3.1 milyon ton, çubuk, tel ve profil için 558,534 ton, boru ve içi boş profiller için 273,901 ton, paslanmaz çelik için 139,934 ton, demiryolu ve tramvay hattı malzemeleri için 27,044 ton tarife kontenjanı tanımlandı.

Karar kapsamında İthalatta Korunma Önlemlerini Değerlendirme Kurulu, Dünya Ticaret Örgütü Korunma Önlemleri gereğince gelişmekte olan ülkelere muafiyet tanınmasına ve önlemin istihsali hususunda Cumhurbaşkanlığına öneride bulunulmasına oy birliği ile karar verdi.


Direnişçi işçiler buluştu

Hakları için mücadele eden Cargill, Anı Tur ve Ataşehir Belediye işçileri, Cargill Genel Müdürlük binası önünde bir araya geldi.

Sendikalı oldukları gerekçesiyle işten çıkarılan Cargill işçileri, direnişlerini İstanbul Ataşehir'deki Cargill Genel Müdürlük binası önüne taşırken, diğer direnişçi işçilerle de bir araya geldiler.

Cargill işçilerini yalnız bırakmayan Anı Tur ve Ataşehir Belediye işçileri, Cargill Genel Müdürlük binası önüne geldi.

İşçiler burada direniş ve mücadele sürecine ilişkin sohbet ederken ve dayanışmanın önemine vurgu yaptılar.

İLGİLİ HABER
soL HD | Cargill direnişi İstanbul'da devam ediyor

İLGİLİ HABER
Anı Tur emekçileri direniyor: Haksızlığa boyun eğmeyeceğiz

İLGİLİ HABER
Ataşehir Belediyesi'nde işçiler kazandı!


'Brunson, 12 Ekim'de tahliye edilebilir'

ABD ile krize neden olan rahip Brunson'un ev hapsinin 12 Ekim'deki duruşmada son bulabileceği ileri sürüldü. CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, ABD'li rahip Andrew Brunson'un, 12 Ekim'deki duruşmada tahliye edilebileceğini söyledi. 12 Ekim'de görülecek dava öncesi, iddianame savcısının görev yeri değiştirilmiş, bu karar Brunson'un avukatı tarafından...

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek, İzmir'de adli kontrolle ev hapsinde tutulan ABD'li rahip Andrew Brunson'a ilişkin açıklamada bulundu.

Erkek, Brunson'un 12 Ekim'deki duruşmada tahliye edilebileceğini söyledi.

"Brunson olayı tam bir trajedidir. Hukuk olmadığı için Türkiye artık güvenli bir liman değil. Çok ciddi sermaye çıkışı var Türkiye'den ve artık sermaye gelmiyor" diyen Erkek, "Biz yatırım yapan, istihdam üreten, yüksek teknolojiyle katma değer üreten sermaye istiyoruz, ama artık gelmiyor. Çünkü güvenli bir liman değil, hukuk yok. Merkel istediği için bazı Alman vatandaşlar apar topar tahliye ediliyor. Bunlar ne için tutuklandı, tutuklamalar haksız mıydı? Haksız değilse neden yargı talimat ile hareket ediyor? Macron istediği için Fransız vatandaşlar tahliye ediliyor. Haklı olarak bunları gören Trump da kendi vatandaşlarının tahliye edilmesini istiyor. Böyle bir tablo maalesef çok acı. Yanılmıyorsam Ekim ayında duruşması, 12 Ekim diye biliyorum. 12 Ekim'de evet, tahliye edilebilir" ifadelerini kullandı.

KRİTİK SAVCI DEĞİŞİKLİĞİ

AKP'nin tahliye edilen Yunan askerlerindeki gibi duruşma gününde "sürpriz" bir tahliye kararına neden olabileceği daha önce de gündeme gelirken, FOX TV Ana Haber spikeri Fatih Portakal da Brunson'un 12 Ekim'deki duruşmada tahliye edilebileceğini ileri sürmüştü.

Öte yandan 5 Eylül tarihinde İzmir Adliyesi’nde ABD’li rahip Andrew Brunson soruşturmasını yürüten Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu Cumhuriyet Savcısı Berkant Karakaya'nın da aralarında yer aldığı 6 savcının görev yeri değiştirilmiş, 5 yeni isim de büroya katılmıştı.

Brunson'ın avukatı İsmail Cem Halavurt, iddianame savcısının görev yerinin değişmesiyle ilgili olarak, "Savcı değişikliği davaya bakış açısının da değiştiği anlamına geliyor" demişti.

Halavurt, soruşturma savcısının davanın gidişatını "olumsuz anlamda yönlendirmeye çalıştığını" ileri sürmüştü.

 


Star gazetesi yazarının eşi öldürüldü

Star Gazetesi yazarı Sevil Nuriyeva'nı eşi İtimat İsmailov, Florya'da düzenlenen saldırıda hayatını kaybetti.

Star Gazetesi yazarı Sevil Nuriyeva'nı eşi olan Azeri patron İtimat İsmailov öldürüldü.

Bakırköy Florya'daki ofisinde silahlı saldırıya uğrayan İsmailov'un Azeri eski polis şefi Gözel Damirov tarafından vurulduğu öğrenildi.

Olaya ilişkin ayrıntılar henüz açıklanmazken, Damirov kısa süre sonra Beşiktaş'ta yakalanarak gözaltına alındı.

Öldürülen İtimat İsmailov'un babası İlyas İsmailov, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti döneminde Azerbaycan Cumhuriyet Başsavcılığı ve Adalet Bakanlığı görevlerinde bulunmuştu.

 


 

* info (et) rssokur.com
RSS linkinizi eklemek için bize mail atınız...